Majikal Eğitim | Pozitif Enerji Eğitimi
Kuantum/Maji Eğitimi | Astroloji Eğitimi
ve DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>
BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN >>

Pozitif Enerji Eğitimi Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

REENKARNASYON (Yeniden bedenlenme) ve ÖLÜM ÖTESİ

Geçmiş yaşamdaki kimlik ve bu yaşamda nasıl davranılması gerektiği hakkında
-astroloji bazında- bilgi almak için Ay Düğümleri adlı yazı dizisine başvurabilirsiniz.

SORULAR ANA SAYFA | Maji | Astroloji | Fal / Tarot | Kuantum | Ezoterizm | Müslümanlık | Pozitif/Negatif Enerji | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi
İlişkiler | Özel İlişkiler | İş Hayatı | Janus

SORULAR

18 Mayıs 2018
reenkarnosyonda sadece kötü yanimiz reenkarne oluyor olabilir mi?
ruhumuz bir bolunmeye gidip sadece kotu yanlarimiz mi reenkarne oluyor. >>

9 Mayıs 2018
Ölüm esnasinda
ölmeden hemen önce kişiye hayatta olmayan yakinlari eslik ediyor olabilir mi?

2 Nisan 2018
Yeniden doğuş ve geçmiş birikimler
Yeniden dogdugumuzda geçmiş birikimlerimizi tekrar hatirlayabilir miyiz? >>

9 Mart 2018
Ölüm ötesi ve intihar
Bu çerçevede intihara bakis açiniz nedir? >>

19 Şubat 2018
Cennet ve cehennem nedir?
Ölüm nedir? Cennet ve cehennem neresidir?

31 Ocak 2018
Bu şekilde samimi olmuyorsunuz
insanın kendisini suclamasina sebep oluyorsunuz ve kisiyi kendinden nefret ettiriyorsunuz. >>

11 Ocak 2018
Kader ve ölüm ötesi
evrimsel süreçte ruhun konumu ile ilgili görüşlerin neler?



YANITLAR

18 Mayıs 2018
reenkarnosyonda sadece kötü yanimiz reenkarne oluyor olabilir mi?
Sevgili Janus tekrar merhaba. Öncelikle kendimi sürekli burda buluyor olmamla ilgili verdigin cevap için tesekkür ederim. Uzun zamandir aklima takilan bir soru var. Reenkarnasyona inanan bir insanim ve ruhlarimiz sonsuz isiga ulasmak icin (Tam olarak ne yazacagimi bilemedigimden bu sekilde ifade ettim.) tekrar tekrar dunyaya geliyorsa dunyanin git gitde kendini bilen ve iyiyi arayan ruhlarla daha iyi bir yer olurdu diye dusunuyorum. Ama herkesin gordugu gibi dunya her gecen gun daha kotu ve bencil insanlarla doluyor. Acaba diyorum ruhumuz bir bolunmeye gidip sadece kotu yanlarimiz mi reenkarne oluyor. Sen bu konuda ne dusunuyorsun. Yanitlarsan buyuk bir zevkle okuyacagim.

YANIT
Herkesin seçim ve inancına nezaketen değil, yürekten (damardan) saygımız vardır. Ancak bu site 722 sistemi temelinde var olduğu için -mutlak doğrudur iddiasında bulunmadan- inançlarımızı da aktarmak zorundayım.

Öncelikle ışık sanıldığı gibi hayırlı bir olgu değildir.

[Bu konuda önceden verdiğim bir yanıttan alıntı yapayım.

*-*-*-*-*
Işık, anaerkil okültizmde olumlu şekilde algılanan bir kavram değildir. Ataerkinin kurucusu Yahveh, ilk olarak ışığı yaratmıştır.

Tevrat - Yaratılış bölümü
1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
3 Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.

Işık (ışık hızı), fizikte de geçilemeyen bir sınırdır. Yahveh'in Tevrat'ta söz ettiği "ışık yaratma" eyleminin gerçek anlamı bu sınırı yaratmış olmaktır. Sınırın ötesinde cennet de denilebilecek takyon evreni bulunmaktadır. Işık (hızının geçilemeyişi), cennete ulaşmaya engeldir. Hayatın ortaya çıktığı derin deniz diplerine (bkz. Hydrothermal Vents) ışık giremez. Beatrice de Gelder benzeri bilim insanlarının yaptığı "Kör Görüşü" araştırmaları ile görme eyleminin beyinde birçok algılama ve kontak kurma yollarını yok ettiğini ortaya çıkartılmıştır.]
*-*-*-*-*

Dünyaya gelme eylemi tanrısal değil, fizik bir olaydır ve gerisinde sadece “benzer benzeri çeker” şekilde yorumlanan bir çekim kanunu vardır.

Ölüm sonrası diğer aleme -dünyada yaşarken yaptıklarınıza karşılık aldığınız puanla- geçersiniz. Puanı dünyada celp ettiğiniz PE ile almışsınızdır. Aslında puan bir frekans, daha doğrusu frekanstaki olumlu ya da olumsuza yönelen değişimdir. Madde ortamında benzerini bulunca oraya çekilir, yeniden bedenlenirsiniz. Yani çekilmeniz, henüz dünyasal yanınızın bulunduğunuzun göstermektedir.

Dünya ise orta nokta olduğu için bu ortamda NE de bulunmaktadır. NE’yi ruhunuzdan tamamen sildiğinizde bir daha isteseniz de dünyaya çekilemezsiniz. Bu yüzden dünyada bedenlenen her insan aslında layık olduğu yerde bedenlenmiştir. Dünyasal yanını (NEsini) tamamen sıfırlayanlar bir daha buralarda sürünmezler. :)

Tabii ki sizinle şakalaşıyorum. Bu dünyada cennet benzeri bir ortamı yaratmak mümkündür ve bunun yapıcısı sadece kişinin düşünce sistemi/biçimidir. Bu biçimi var edebilenler hem bu dünyada rahat yaşar, hem PE enerji depolar, böylece ölünce diğer alemde bir daha buraya çekilmez, eğlence/gülüş/şenliğin (hatta inancımıza göre aşk ve seksin, ya da aşk ve seks sırasında yaşanan duyguların) “gırla” olduğu yerlerdeki doğal konumlarına konuşlanırlar. (Bu yüzden bu yaşamdaki kişilerin hayatına bakarak daha kaç defa geleceklerini tahmin bile edebilirisiniz.)

Öte alemdeki dinlerde cennet olarak tanımlanan (ve kanımca en başarılı biçimde Müslümanlık tarafından betimlenen) yerlerde “zaman” kavramı olmadığı için oralarda bulunan şeylere alışmaktan ve giderek canın sıkılmasından da söz edilemez.

Zat-ı aliniz ise sahip olduğunu enerji ile (örneğin; duyguları ürkmeden dile getirmek, gönül okşayıcı sözler söyleme yeteneği, ılımlı ve geri atmaya hazır kişilik vb.) bence rezervasyonu çoktan yaptırdınız. ;-)

9 Mayıs 2018
Ölüm esnasinda
Merhabalar,
Çesitli yakinlarimin ölmeden hemen önce onlari birilerinin almaya geldiklerini sayikladiklarini duydum. Mesela annem geldi, abim geldi gibi. Sizce ölmeden hemen önce gerçekten onlara hayatta olmayan yakinlari eslik ediyor olabilir mi?

YANIT
Aynı durumu iki yakınımda ben de yaşadım. Ayrıca büyük bir tehlike atlattığım bir gece sonunda uyurken bir yakımın ile çok yakın bir kontak kurdum. Çok üzgün ve endişeli olduğunu söylemekte, “Çok üzülüyorum ama buradan de gelemiyorum” demekteydi. Kişisel deneyimlerimin diğer kişiler açısından anlamı yoktur tabii ki, ayrıca yaşadığımın bilimsel bir değeri olduğunu söylemek de olanaksız. Ancak yine benim için inandırıcıydı. Yani söz ettiğiniz ortamla ilgili bilgilerim yaşayarak oluştu.

Yine de altını çizmek isterim ki vereceğim yanıt sadece kişisel düşüncelerimi içermektedir ve herhangi bir ezoterik/bilimsel dayanağı yoktur.

Kuantum mekaniğinin ortaya çıkarttığı, ancak hala nedenselliğini çözemediği “kuantum dolanıklığı” (kuantum entanglement)’na göre elektronlar (ya da diğer kuantum parçacıkları) bir nedenle birbirlerine (pozisyon, momentum, spin ve polarizasyon olarak) dolanmakta ve bir çeşit koparılamaz bağ kurmaktadırlar. Örneğin onların arasını ışık yılları kadar açsanız bile birini etkileyince (örneğin birinin spin’ini etkileyince), diğerininki de etkilenecek kadar birliktedirler. Etkileşim -tıpkı kuantum sıçramasındaki gibi- (elektronların orbital atlaması gibi) bir “gidiş/ulaşma” ile OLMAMAKTA; arada hiçbir bağlantı bulunmadan gerçekleşmektedir. Bu gerçek ise yüzyıllardır ataerkil değerler ve Newton fiziği (Newton's laws of motion) ile koşullanmış beyinlerin kolay kabul edebileceği bir durum değildir. Öyle ki entanglement’ı Einstein bile ölene dek -bazı diğer kuantum gerçekleri gibi- kabul edememiş, "spooky action at distance" sözleri ile eleştirmiş, ama sonunda HER DEFASINDA kuantum mekaniği verileri deneylerle doğrulanmıştır.

Dolanıklık -kanımca- sevilen aile bireyleri ile de yoğun şekilde kurulmaktadır. Bu kurulmanın nedeni ise uzay/zaman ortamını (aslında beyin içi ve beyin dışı EM alanı) yoğun şekilde birlikte paylaşmaktır.

Söz ettiğim alan, bilinci (bu nedenle kimliği ve düşünceleri) de içerir ve fotonlardan oluşur. Fotonların de kuantum parçacığı olduğu (yani EM alanın “kuantumu” elementary particle’ı olduğu) hatırlanmalıdır.

[Ancak bu dolanıklığın her ihtiras duyulan (aşık olunduğu sanılan ve özellikle elde edilemeyen, ya da birlikte olunamayan) kişi ile kurulduğunu varsaymak, “dolanığım ben abi, ayrılamıyorum” babında arabesk kimliklere girmek bence “abes ile iştigal etmektir”. Karşı cins ile ilişkilerde dolanıklıklık sadece uzun süreli ve pozitif ortamda (uyum, denge, özveri temelinde) yaşanan eşleşmeler ile kurulabilir; çünkü “dolanabilmek” adına karşılıklı istek, hatta kimliklerin çakışması gerekir. Kuantum ortamını geçelim, fizik planda (makrokozmosta) bile çakışmamış, uyum sağlayamamış iki şey birbirlerine dolanamazlar. Bu yüzden “ihtiras ve tutku dolu” (yani temelinde çekişme olan) ilişkiler uzun sürse de, süreçte yoğun duygular yaşansa da, herhangi bir entanglement kurulduğunu düşünmek hatalıdır. Neural Pathway ile entanglement'ı karıştırmamak lazım.]

Ölüm anı diğer aleme geçiş (particle yapıdan sıyrılış) olduğuna göre, bu süreçte zaten diğer alemde bulunan kişilerle kurulu olan dolanıklığın öncekine oranla daha yoğun biçimde yaşanmaya başlaması bence ihtimal dahilinde... Bu düşüncemde yanılıyor olsam bile ölüm ötesinde bir süreçte sevilen kişilerle birlikte olunabildiğine -neredeyse kuşku duymayacak kadar- inanmaktayım. Siz "soru sahibi"ne ve bu satırları diğer okuyanlara ne derece inandırıcı gelir bilemem ama varlığımdan aldığım bilgiler de bu doğrultudadır.

2 Nisan 2018
Yeniden doğuş ve geçmiş birikimler
Merhaba, Buna Janus cevap verebilirse sevinirim, direkt ona soruldugu için (bilmiyorum baskasi cevap veriyor mu zaten). Baslikta bahsettigim soruya verdiginiz samimi cevap, beni gerçekten çok etkiledi. Bir süredir çogu sey fazlasiyla bulanik. Verdiginiz cevap her seyi tekrar pürüzsüz hale getirdi diyemem tabii ki ama kendime göre cevap aldim desem yeterlidir herhalde. Tesekkür ederim.

Sormak istedigim sey ise söylediginiz "bir kez daha dünyaya gelirsem aktaracagim çok birikimim ve bilgim; yapacagim çok sey var" cümlesi ile alakali. Yeniden dogdugumuzda bunlari tekrar hatirlayabilir miyiz? Yani hem geçmis bilgi birikimimizi hatirlayabilir miyiz hem de bunlari hatirlamayi isteyecegimizi bilebilir miyiz? >

YANIT
Soruların yayınlanıp yayınlanmayacağı hakkındaki seçimi editör arkadaşlar, benim belirlediğim kurallar çerçevesinde yapıyorlar. Ancak yanıtların tümü bana aittir.

Teşekkür etme nezaketiniz için ben teşekkür ederim. Bu beni sevindirdi. (Gördüğünüz gibi “teşekkür etmek” benzeri küçük bir detaya karşılıklı gösterilen özen, an bazında PE celbine neden oldu. Bu her ikimize de kazanım olarak -en uygun şekilde- dönecektir.)

Anaerkil ezoterizm, klasik reenkarnasyon düşüncesine her zaman paralel değildir. Bu yüzden vereceğim yanıt sadece kendi görüşlerimizi yansıtmakta olacak.

Geçmiş birikimler (ve de hatalar) tamı tamına yeni ruha yansır. Zaten yeniden -büyük olasılıkla daha iyi bir kadere- çekilme nedeni budur. Söz konusu “çekim” bulutlar üzerinde oturmuş tanrıların emri ile değil, fizik yasa kesinliğinde işleyen mekanizmalarla olur. “Benzer, benzeri çeker.” Bu yüzden içinde yaşadığınız kaderde bir adaletsizlik bulunması imkansızdır. Önceki yaşamda ne kazandıysanız, ölüm ötesine (farklı holograma) geçtiğinizde, edindiğinizi frekanslara uygun varlık modeline çekileceksiniz. Madde ortamındaki vibrasyonlarda olmayan bir yapı geliştirdiyseniz, madde ortamına çekilmeyecek, kendi frekansınıza uyumlu farklı yerlere, belki cennete, çekileceksiniz.

Geçmiş yaşamın ne ölçüde hatırlandığı ise yaşanan olayların vuruculuk yüzdesi ile ilgilidir. Yani yetenekler değil, spesifik olaylar hakkında anılar anımsanıyor olabilir. Anlamsız korkular, nedensizce yoğun sevinç veren yerler, kişiliğe uygun olmayan konulara gösterilen düşkünlükler, bazı yerlerde hissedilen “ben burayı daha önce görmüştüm” duyguları benzeri durumlar -kesin olmasa da- bu konuda ipucu sayılabilir.

Kendimden örnek vereyim: Çok net olarak anımsadığım bir sokak vardır. Ağaçlıklı ve sakin bir sokaktır burası ve ben 2. kat gibi bir yerden oraya bakmaktayımdır. Yani sokağı detaylı olarak değil, sadece o açıdan görüntüsü ile anımsarım. Reenkarnasyona bağladığım bu görümü anımsamam ise yaşadığım bir olaya bağlı. Bir gün bir arkadaşımın evinden pencereden bakınca aniden beynimde o görüm uyandı; içimde tarif edilemez bir rahatlama ve dinginlik oluştu. Daha önce gördüğüm bir yer olsa, o hislere ulaşmam bana zor gibi geldiği için önceki yaşamla ilişkilendirdim.

Ne yazık ki yaşam boyunca hatırlanması istenmeyen olaylar da ruh üzerinde iz bırakmış olabiliyor. Örneğin aşırı ve giderilemeyen düşme, ateş, deniz korkusu benzeri korkular bu ortamlarla ilgili olumsuz olayların varlığını düşündürmekte. Yani işin kuralı önceden yaşanan olayın olumlu veya olumsuz iz bırakmış olması gerekliliği ile ilgili.

Diğer yandan yeteneklerin ve kazanımların kaybolması benzeri bir durum söz konusu değil. Genelde “yapılan kötülükler ile çekilen NE’nin etkisi nedir?” benzeri sorular yöneltilmekte olduğu için o konuya da yanıt vereyim: Kötülük olarak adlandırılan her davranış kesinlikle bir rahatsızlık yarattığı, ruh adlı particle “da” acıdan kaçma eğiliminde olduğu için, kesin olmasa da evrimde genelde ilerlenen yol gelişimdir. Söz konusu iyiye gidiş yaşarken de -yıllar içinde, kendi kendine, sadece gözlem ve "deneyim, yenen kazıkların bileşkesidir" sözünün vurguladığı gibi "acıyı yorumlama" ile- hayli elde edilebilir. Buna da "olgunluk" adı veriliyor.

9 Mart 2018
Ölüm ötesi ve intihar
"Bizlere göre ölüm ötesinde çok güzel yerler var." diye yaziyorsunuz. Bu çerçevede intihara bakis açiniz nedir?

YANIT
Madde evreninde dersler son nefese dek sona ermez. Sürekli sınavlar vardır ve mutluluk ile başarı en çok (hatta sadece) alınan puanlara paraleldir.

Bunun nedeni madde evreninin bir orta nokta -iki farklı vibrasyonun çatışma ortamı- olmasıdır. Negativite baskındır genelde, insan kolay kapılır; ama çektiği acıyı görünce eninde sonunda pozitif tarafa doğru ilerleme savaşına girmek zorunda kalır. Bu yüzden aslında müfredatı yaratan -perde arkasından insanı “acaba kulum ne yapacak, işte onu sınıyorum yine” diye gözleyen tanrılar değil, bizzat kendisidir. Negatif enerjisini aşmak için kendini her zorlayışı bir yeni sınavdır.

Ölüm ötesindeki “cennet” adlı yere ulaşabilmek için ne sınavlarda kopya çekmeye (ya da soru satın almaya) olanak vardır, ne de kısa yoldan kirişi kırdıracak bir solucan deliği bulmaya… çünkü cennete ulaşmak becerisi gerisinde gazaplı tanrıların gönlünü hoş etme başarısı değil, fizik kurallar bulunur.

Fizik sözcüğü ile metafizik bir ortam sayılan ölümün ilgisinin olmadığını düşünmek ise hatadır; çünkü metafizik alem denilen yerin (buna astral, acasual, ya da abyss de diyebilirsiniz) Styx ırmağının gerisindeki gölgeler ülkesi değil, bizim bildik dünyanın uzantısı olduğu ortaya çıkmıştır. Ölüm sadece hologram değişimidir ve tanınmayan yabancı bir ülkeye göç etmenin vereceği tedirginlik dışında hiçbir ürkütücülüğü yoktur. Madde ötesine -sıradan, sürekli olan ve olacak olan- bir gidiş geliştir ölüm. Korkulma nedeni insana yaşarken eziyet etme amacını güden ataerkinin ölüm hakkındaki yalanlarıdır. Bu gidiş gelişlerin olmasının nedeni ise sürekli madde evrenine geri çekilecek frekansta beyin vibrasyonuna (huya/kimliğe) sahip olmaktır. Cennet denilen yere çekilecek yapıya ulaşınca gidişgelişler sona erecektir.

İntihar ise genelde acıdan kaçma amacı güttüğü için anlamsızdır; çünkü acıdan kaçmaya çalışmak, eğitimi beğenmeyip yarım bırakmaya çabalamak demektir. Oysa ne yazık ki bu evrende okumak değil, serseri olmak (bu sözümün gerisinde bir küçümseme yoktur) isteyenin kaydı silinmemektedir. Yani sahip olunan vibrasyona göre "çekilişler”den kaçmanın imkanı hiç yoktur. Bu yüzden intihar edenin kendini an bazında benzer bir ortamda bulacağı kesindir. Dahası, olumsuz bir beyin elektriği ile diğer aleme geçtiği için öncekinden (yani kaçtığından) daha kötü bir ortamda (okulda) bedenlenmesi bile olasıdır.

19 Şubat 2018
Cennet ve cehennem nedir?
Ölüm nedir? Cennet ve cehennem neresidir?

YANIT
Multiverse (Çoklu Evrenler) hipotezlerinde tartışıldığı gibi evrenimiz milyonlarca zar şeklindeki farklı soap bubble'ın (sabun köpüğünün) var olduğu bir ortamda yer alan bir soap bubble’dır. (Yani sınırsız sanılan evrenimiz sadece bir çok evrenlerden biridir.) Max Tegmark bu yüzden “Bizler sabun köpüğü çocuklarıyız” demektedir. Bilim adamları bu evrenlerin bulunduğu ortak ortamı “deniz” şeklinde nitelemekte ve “evrenler bir çeşit deniz içinde yüzmektedirler” benzeri terimler kullanmaktadırlar.

Brian Greene
"Çoğalan evrenlerden oluşmuş sürekli genişleyen bir denizde yani bir çoklu evrende yaşıyor olabiliriz."

Söz konusu evrenlerin “bölünmüş tamlık”ın parçaları olduğunu düşünmek zor değildir. (Bölünen Evren konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!)

Evrenlerin yüzdüğü deniz ise yaratıcı, Allah, Brahma, Şiva, Kibele, cennet, beynimizde kuantum uzayındaki bir süperpozisyon, ya da ne ad verirseniz odur. Her bir isim, sinesinde farklı bir öğreti taşıdığı için seçim gönül işidir... ama buna rağmen gösterdiği hedef tektir.

Sözün kısası cennet, soap bubble’ların yeniden bir ve tek olduğu ortamdır ve "iyi insan" denilen kimseler dinsel ritüelleri tatbik ettikleri için değil, öncel bütünlüğü içlerinde tesis etmiş kimseler oldukları için “cennetlik”tirler. (Dinsel ritüeller bu tamlığı oluşturacak olabilir, ancak bu bir şart değildir.) Yani iyi insanlar, içsel bütünlükleri YÜZÜNDEN otomatik olarak benzer vibrasyon ortamı olan daha genel bir tamlığa (cennete) çekileceklerdir.

Varsayıma göre henüz bölünmemiş evrenlerden (denizlerden) söz etmek mümkündür ve bu ortamları -bölünmemiş oldukları için- cennet olarak adlandırmak yanlış değildir. Söz konusu ortamlar ise ışık hızının ötesindeki diyarlardır ve oralara vakitsiz (zamanımız gelmeden) varamama nedenimiz maddenin ışık hızını geçememesidir. Söz konusu cennetler eğer varsa, bunları ışığı yutan kara deliklerin ötesinde olduğu düşünülen beyaz deliklerde aramak gerekir.

Cehennem neresi sorusuna gelelim:

Bizler cehennem diye bir yerin olmadığına inanıyoruz. Öncel ve tek gerçek iyilik olduğuna göre kötülük diye somut bir şey yoktur; kötülük sonradan -bölünme ile- oluşan bir durum, yani bölünmüşlüktür. Bu yüzden kendine özel bir diyarı, alanı, krallığı, mekanı yoktur. O sadece böldüğü zaman, böldüğü kadar yerde var olabilir. Sözün özü; diğer alemde kötülerin ülkesi olan, ya da kötülerin atılacağı bir özel yer yoktur.

Ancak cehennem vardır!

Anlatılanları biraz daha "sahihleştirmek" adına konudan biraz ayrılalım ve gözlerimizi fotonlara çevirelim: Herms Romjin’in araştırmalarına göre fotonlar bilinci yaratan enerjiyi taşırlar. Kişi bu enerjiyi beyne alır, beyindeki -kendi EM dalgalarının yapısına göre oluşturduğu modellere göre- yorumlayarak bir sonuç yaratır. Buna bilinç denir. (Pozitif ya da negatif enerjiyi envoke eden bu sonuç, yani bilinçtir.)

Ruh, kuanta’nın, kuantum uzayındaki embed enerjilerle “halvet olması” (karışıp yaratılması) ile oluşan bir dalga fonksiyonudur. Ancak her kuantum varlığı gibi hem parçacık, hem dalgadır. Yani beyindeki modellerle bilinci (hayata bakışı) yaratan bu “dalga olan karışım”dır.

Bu karışım “holografik ortamı değiştirme” adını verebileceğimiz ölüm sonrasında yok olmaz. (Bu konuda detaylı bilgi için Dr. Kenneth Ring araştırmalarına başvurulabilir.) Diğer evrene (farklı bir hologram ortamına) geçer ve yapısına göre ya yukarıda cennet olarak anlattığım mekana senkronize olur, eğer olamayacak frekansta ise bölünür.

Ne kadar bölünmüş ise o kadar acı çeker.

O artık cehennemdedir.

Bu yüzden dünyada da kötü insan değil, çok bölünmüş olan, bu yüzden çok acı çeken insan vardır. Acı, kötülüğün -korkudan bile öncel- frekansıdır.

İyilikçi bir felsefenin ürünü gibi dursa da aslında giderek formülleri yazılmaya başlayan bir fizik olayı dile getiren bu sözler ve özellikle cehennemde yanma ihtimali insana hayli ürkütücü gelse de aslında fazla da korkulacak bir yanı yoktur; çünkü tam bir orta nokta olan madde evreninde doğabilen (yani orta noktaya çekilecek yapıda olan) her canlı -kendi içinde, ya da dış dünyada çok büyük bir bölücülük yapmadığı takdirde- cehennemden bir anlamda kaçmıştır. Bu evrende doğmuş kişilerin başına gelecek en büyük felaket ise (ki, bu durum cehennem olarak nitelenebilir) bir daha, bir daha, bir daha bu dünyada doğmak ve sürekli -orta nokta olsa da bölünmüş bir ortamda- kalmaktır.

31 Ocak 2018
Bu şekilde samimi olmuyorsunuz
merhaba, yasamimizda karsilastigimiz sorunlari aslinda bizim onceki yasamimizda yaptigimiz hatalarin yansimasi olarak kabul ediyorsunuz. bu sorunlarin aslinda kader falan degil ruhumuzun frekansindan kaynaklandigini soyluyorsunuz. haliyle simdiki halimize olmasa bile bundan onceki yasamimizdaki ruhumuza bir cesit suclar isnat ediyorsunuz ve bu hatalarin ruhumuzun frekansini bu dunyada negatife cevirip sorunlarimizi bir ceza olarak yorumluyorsunuz. bu sorunlarin nasil ustesinden geliriz diye sordugumuzda oncelikle ruhumuzun frekansini degistirmeyle baslamayi oneriyorsunuz ve devaminda verdiginiz derslerden bahsediyorsunuz. bu dusunce biciminizle insanin surekli olarak hatirlamadigi bir dunyadaki isledigi suclardan dolayi kendisini suclamasina sebep oluyorsunuz ve bu kisiyi kendinden nefret ettiriyorsunuz. hadi diyelim ki, nefret etmeyelim, cabalayalim cabalayalim kendimizi gelistirelim ruhumuzun frekansini pozitif yapalim; ama yorulduk biz. cabalamaktan yorulduk. derslerinizde yorgunluga iyi gelen bir ilac da var midir? yoksa dersleriniz sadece daha cozulmesi kolay sorunlari mi iceriyor? ornegin kucuklugunde tecavuze ugramis birini de icinde bulundugu kotu ruh halinden kurtarabilecek mi inanciniz? yoksa "aaa sen demek ki bundan onceki yasaminda buyuk hatalar yapmissin cezani cekiyorsun duzelme sansi olan bir insan olmasan bu dunyaya gonderilmezdin tecavuze ugradin tamam cezani cek duzeleceksin" falan mi diyorsunuz?

aslinda niyetim size yuklenmek degil. gercekten guzel seyler yaziyorsunuz ve en azindan kucuk sorunlara cok da aldiris etmemeyi sagliyorsunuz. fazlaca sey ogretiyorsunuz. ama evrensel bir dil kullanip evrensel bir inanctan bahsedip sadece tek tip sorunlarla ugrasmaniz samimiyetinize leke suruyor. bunlarla da ugrasmaniz guzel ama dunyada farkli sorunlar da var. savaslar var, aclik var; sokakta yasayan insanlar var, sevdiklerini kucuk yasta kaybetmis insanlar var. cok sey var. onlarin da yuzune "sen cok ofke dolusun boyle yapmamalisin" diyebilecek misiniz? elbette her sorunla ugrasmak zorunda da degilsiniz ama bu sekilde samimi de olmuyorsunuz. guzel guzel yaziyorsunuz, elestirip kirmak da istemiyorum ama dayanamadim. kusuruma bakmayin, iyi gunler diliyorum.

YANIT
Mesajınıza -bir şeyi atlamamak adına- satır satır yanıt vereyim:

“ruhumuza bir cesit suclar isnat ediyorsunuz"
Biz kimseyi ne suçlar, ne de “suçlar isnat ederiz”. Hata yapmak ile suç işlemek çok farklı şeylerdir.

“bu hatalarin ruhumuzun frekansini bu dunyada negatife cevirip sorunlarimizi bir ceza olarak yorumluyorsunuz.”
Tam tersi!.. Biz bu klasik reenkarnasyon anlayışını kabul etmiyoruz; çünkü özellikle ceza görecek bir eylemin yapıldığına inanmıyoruz. Yani bizlere göre suç yok, bu yüzden ceza yok. Sadece “düşünce sisteminizle, hayata bakışınızla çağırdığınızın gelişi” var.

“bu sorunlarin nasil ustesinden geliriz diye sordugumuzda oncelikle ruhumuzun frekansini degistirmeyle baslamayi oneriyorsunuz ve devaminda verdiginiz derslerden bahsediyorsunuz.”
Bu sözlerden ticari bir kaygım olduğuna inandığınızı görüyorum. Eğer haklı olsanız her gün bildiklerimi bu uzunlukta yazmam; kısa ve ticari yanıtlar veririm.

“bu dusunce biciminizle insanin surekli olarak hatirlamadigi bir dunyadaki isledigi suclardan dolayi kendisini suclamasina sebep oluyorsunuz ve bu kisiyi kendinden nefret ettiriyorsunuz.”
Suçlamaya inanmadığımızı yukarıda belirttim. Bu sadece sözlerimizi kendi temel düşünce kalıplarınızın yönlendirmesi ile okumanız sonucu vardığınız bir karar olabilir.

Vurgulamak istediğim asıl nokta ise şu: Kendini suçlamak, hele ki kendine yaptığı bir hata yüzünden nefret duymak, bütünü ile negatif enerji yönlendirmesidir. Pozitif insan, hatalı olduğuna inanıyorsa ASLA kendini suçlamaz; hatasından arınmak için SOĞUKKANLILIKLA çözüm arar; bulunca da aklını başına toplar, aşma gayretine girer. Suçlama ve nefret ise Şeytan’ın -o hatadan çıkış olmasın diye- insana taktığı prangadır. Bu yüzden negatif enerjiden korunmak isteyen kişi ilk adımda bu hislerini sıfırlamaya çalışmalıdır.

“yorulduk biz. cabalamaktan yorulduk.”
İçinde olduğunuz karabasanı hissediyorum. Bu acıları ve duyguları bilmeyen, tanımayan, anlayış gösteremeyecek biri değilim. Öncelikle sizi çok çok iyi anladığıma inanın.

İkinci olarak yorulmak olağan. Her sporcu yorulur, sakatlanır. Yorgunluk, antrenman yaptığının delilidir. Bu yüzden arada bunalmak doğru yolda olduğunun kanıtı bile sayılabilir. “Ölüm” ya da “bitişler” olarak çok hatalı şekilde olumsuz şeyler biçiminde algılanan “döngü”, bizleri bu olumsuz süreçten çıkartmak adına vardır. Döngü yüzünden mutlu olmak da kaçınılmaz bir durumdur, gün gelince başarmak da...

“ornegin kucuklugunde tecavuze ugramis birini de icinde bulundugu kotu ruh halinden kurtarabilecek mi inanciniz? yoksa "aaa sen demek ki bundan onceki yasaminda buyuk hatalar yapmissin cezani cekiyorsun duzelme sansi olan bir insan olmasan bu dunyaya gonderilmezdin tecavuze ugradin tamam cezani cek duzeleceksin" falan mi diyorsunuz?”
Biz kimse ile ne bu jargonda, ne de bu acımasızlıkta konuşuruz. Zaten bu sözlerin içeriğindeki düşünceye inanmıyoruz. Herkesin başına çocukken, yetişkinken terslikler gelebilir. Beni dikkatle okusanız bu mekanizmanın bir fizik kurala benzetilebilecek otomatiklikte geliştiğini, eli yıldırımlı tanıların suçlar cezalar “isnat etmediğini” defalarca anlattığımı fark edersiniz. Yüzleşilen dert, SADECE ataerkil düşünce kalıpları ile olaya yaklaşMAMAKLA aşılır. Şansızlıkların yıkım olduğu bilgisi sadece ataerki ezberlettiği için kabul edilen bir yaklaşımdır. Aslında her insan tersliklerin içeriğinde ciddi oranda bilgi taşıdığını bilir.

Farklı düşünmeyi öğrenmeye çalışmaktan başka yapılacak şey ne yazık ki yok. Pozitif enerji eğitiminin danışmanlık safhasında, yaşanan olaylar bazında bu hatalı düşünce kalıplarını göstermeye çalışıyor ve farklı davranışlar öneriyoruz. Uygulamak öğrencinin tasarrufunda...

“ farkli sorunlar da var. savaslar var, aclik var; sokakta yasayan insanlar var, sevdiklerini kucuk yasta kaybetmis insanlar var. cok sey var.”
Bu olaylara fazla “takılmak” ormana bakmaktan kendi ağacına bakmayı unutmak anlamına gelir. Evin önündeki çöplerle ilgili ünlü Alman atasözünün biraz değiştirelim: “Öncelikli olarak kendi ağacınızı sulayıp korumayı hedeflerseniz orman kurtulur.” Her insanın ana, başlıca, ilk hedefi KENDİ beyin elektriğini düzeltmek olmalıdır. Kendi beyninde pozitif enerji yaratamayan kişilerin -negatif enerji ürünü- diğer sorunlara yararı değil, zararı olur; çünkü böylece negativite katlanır. Kişi ancak kendini kurtardıktan sonra diğerlerine yardım edebilir. Uçak kazalarına karşı verilen eğitimlerde ilk olarak kendi oksijeninizi temin etmeniz, sonra yanınızdaki yolcunun yardımına koşmanız gerektiği öğretilir.

“onlarin da yuzune "sen cok ofke dolusun boyle yapmamalisin" diyebilecek misiniz?”
Evet, bunu söyleyeceğim.

“kusuruma bakmayin, iyi gunler diliyorum.”
Biz ne kusura bakar, ne suçlar, ne kınar, ne ayıplarız. Mesajınızı okuyunca hissettiğim tek duygu “yardım edememekten doğan ince bir sızı, elem”.

Son olarak, iki noktanın altını çizeyim:
- Herkes iyi niyetle yararlı olduğunu düşündüğünü ortaya döküp ilerlemelidir. Düşüncelere inandırmak için baskı yapmaktan, “benim bildiğim tek doğrudur” demekten farklı bir yoldur bu.
- İnsanlar -tıpkı hayvanlar gibi- kendine neyin iyi geleceğini rahat bırakılırlarsa bilirler. Sözlerimiz sizde ters tepki yaratıyorsa farklı bir yanıtımda önerdiğim gibi bizi okumazsınız, olur biter.

Alıntı da yapayım:
Sulh-u selah içinde yaşamak adına ortak olarak yapılması gereken ise,
- kendine ters yönlü olan, yüzleşince elem/tedirginlik/kasvet/gerginlik/kızgınlık yaratacak sitelere, makalelere itibar etmemek;
- herkese var olma hakkını teslim ettikten sonra kendi bildiği, kendine iyi gelen, ruhuna keyif ve rahatlık verecek yaşam modelinde kalmaya özen göstermektir.

Satır aralarındaki gönül okşayıcı sözleriniz için teşekkür ederim. Ve de unutmayın: İnsan dehlizde ilerken en çok yolun ilk başındaki ve en sonundaki daracık geçitten geçerken bunalır. Her nedense en zor kısım -paraşütle atlandığındaki gibi- daima yolun başı ve sonudur.

11 Ocak 2018
Kader ve ölüm ötesi
evrimsel süreçte ruhun konumu ile ilgili görüşlerin neler?

YANIT
Evrimsel süreç ve ruhun gelişimi reenkarnasyon ile ilgilidir. Bu sözcüğün pop kültürde yer almasından beri içeriği hayli boşalmış ve bu yüzden birçok kişi tarafından antipati ile karşılanır olmuştur. Oysa evren ve -aslında gizemli bir yanı olmayan- evren ötesinin yapısı ile ilgili olduğu için önemlidir.

Reenkarnasyon, eski okulda Hermes Trismegistus'un "benzer benzeri çeker" düşüncesi ile tezahür eder. Kuantum mekaniği sonrası farklı bir boyut kazanan ezoterizmde ise "bir vibrasyon frekansının benzeri ile rezonansa girmesi" şeklinde yorumlanır; yani gerisinde "fizik yasalar" olduğu söylenebilir.

Evren ve evren ötesi sadece vibrasyondur. Evrenin vibrasyon olduğu hakkında en somut bilimsel veri Sicim Teorisi'dir.

Dünyada yaşarken kader -beynin vibrasyonuna benzer enerjilerle rezonansa girerek- yazılır. Bunun ötesinde, ölüm ötesinden dünyaya geliş nedenimiz de aynı şekilde rezonansa bağlıdır. İçinde var olduğumuz kaderde bedenleşmemizin nedeni, dünyadaki kaderimiz olarak görülen ortamın vibrasyonu ile ölüm ötesindeki ruhun vibrasyonunun rezonansıdır. Yani içinde yaşadığımız kaderin ana hatları, kahpe felek ya da gazaplı tanrılar değil, ruhun yapısı tarafından belirlenmektedir.

Önemli nokta ise dünyanın bir orta nokta olmasıdır. Bu noktada hem iyiye, hem de kötüye kapı/yol vardır. (Orta nokta olma nedenselliğinin anaerkil ezoterizm yorumu için tıklayın!) Bu nedenle dünyaya çekilme nedenimiz RUHTAKİ İYİYE GİTME KAPASİTESİNİN VARLIĞIDIR. Böylesi bir potansiyeli olmayan particle (ruh) iyilişme şansı olmayan, yani çok kötü, yerlere çekilir. Eş deyişle dünyada, genelde beğenilmeyen kaderde yaşamak iyi yerlere gitmek için büyük bir umuttur; bir diğer deyişle CENNETE BİLETLERİN SATILDIĞI YERDİR. Biletler pahalıdır, çünkü hataları aşmak zordur; ancak zaman sınırsızdır; iyiye özenti ve bu yolda çaba varsa hatalar aşılana dek gelip-gitmek olasıdır.

Kötü olan ise dünyasal yaşamda sürekli hata yapılırsa ve sürekli negatif enerji celb edilirse, ölüm ötesine geçtikten sonra bir daha dünyaya gelinemeyebileceğidir!

Bu denklem tersine çevrilerek "an bazında nerede durulduğu" saptanabilir (genelde üretilen vibrasyonun yapısından değil, "kısa vade" durumdan söz etmekteyim.) Olaylar sürekli ters gidiyorsa, kader, kişiye acı veriyorsa, şanssızlıklar yakayı bırakmıyorsa kötü tarafla kontağa geçilmiş; bunun tersi olarak yaşam mutluluk veriyorsa, olaylar bir ölçüde iyiye gidiyorsa iyi tarafla kontağa geçilmiş demektir.

Doğru enerji envoke eden rahat yaşar: Verdiği kararlar yerinde olur, karşılaştığı terslikleri kolay aşar, olabildiğince az acı olayla yüzleşir. Bu asla tersine çevrilemeyecek bir çeşit doğal yasadır.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Makaleler    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -