Majikal Eğitim | Pozitif Enerji Eğitimi
Kuantum/Maji Eğitimi | Astroloji Eğitimi
ve DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>
BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

ÖZEL İLİŞKİLER

SORULAR ANA SAYFA | Maji | Astroloji | Fal / Tarot | Kuantum | Ezoterizm | Müslümanlık | Pozitif/Negatif Enerji | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi
İlişkiler | Özel İlişkiler | İş Hayatı | Janus

SORULAR

1 Ağustos 2018
Evliliğimiz irtifa kaybediyor
Aslinda tüm sorun ayni is yerinde benden alt kademede çalismasi ve egitim kariyer olarak alt seviyede olmasi ayrica maas olarakta benim iki kati kazanmam Devamı >>

12 Haziran 2018
Kadınlar ve karılarından para alan erkekler
35 yasindayim ve daha önce hiç yasamadigim bir duyguya 3 senedir saplandim kaldim: Kin duygusuna. Evliliklerde herkes birbirini suçlar bunu kabul ediyorum ama >>

7 Nisan 2018
Sanirim asik oldum, ne yapmam gerektigini bilemiyorum
Onu cok istiyorum ve zihnimden atamiyorum. Ama rasyonel kismim buna siddetle karsi cikiyor cunku kendisi evli ve cocuklu >>

14 Şubat 2018
Aşk neden acı verir?
(...) Benim bildiğim, seven insan üstüne titrer. Ask mutlu olmak için yok mudur? Bu ne rezalettir?

12 Ocak 2018
bu bir soru degil, elestiridir. yayinlama konusunda tercih sizindir.
gördüm ki iliskiler konusunda da yazmaya baslamissiniz. sevgilim bana hi demedi, askim bana gece sirtini döndü vb.

4 Ocak 2018
Görüştüğüm kişi hep yoğun
anlayis gostermeye calisiyorum tum bunlara ama bazen ciddi huysuz ve agresif davraniyorum >>

27 Aralık 2017
Sevdiğimden kötü muamele görüyor ama ayrılamıyorum
Bunu nasıl aşabilirim bilmiyorum. Sizce ne yapmalıyım?>>



YANITLAR

1 Ağustos 2018
Evliliğimiz irtifa kaybediyor
Aslinda ayni is yerindeyiz kendisi 5 yila yaklasan evliligimizde her anlamda irtifa kaybediyor. Ona yardim edemiyorum. Panik atak hastasi oldu diyabet son olarakda baska baska hastaliklar..Ruhu ve vücudu parçalaniyor geçen zamanla birlikte. Bir de çocugumuz var. Aslinda tüm sorun ayni is yerinde benden alt kademede çalismasi ve egitim kariyer olarak alt seviyede olmasi ayrica maas olarakta benim iki kati kazanmam, sanirim tüm sorunlarimizin kaynagini olusturuyor. Eger çocugumuz olmasaydi onu terkeder ve eski mutlu haline dönmesini saglardim. Simdi tek seçenek kaliyor her anlamda kendini gelistirmesi ve benden bir adim öne geçmesi, bunu saglarsa her türlü saglik ve ruhsal sorununun çözülecegini düsünüyorum. Bu konuda ben ne yapabilirim. Mümkün olsa isten ayrilip tüm yasantimizi ona emanet edecegim ama mümkün degil. Hayatimin anlamini yitirdim asik olup evlendigim için kendimi bu noktada çok çaresiz hissediyorum. Yardim edebileceginiz bir konu mu bilemiyorum. yine de tesekkürler.

YANIT
Sözlerimizin mutlak gerçekleri yansıttığı iddiamız olmasa da, anaerkil bakış açısı ile her konudaki soruları yanıtlamak isteriz. Anaerki fazla tanınmayan bir sistem. Ben kişisel olarak 30+ yıldır bu sistemi inceliyorum ve söyleyecek şeylerim var. Bu yüzden okült dışındaki konulardaki sorular beni mutlu ediyor.

Anlattıklarınızı sadece sizden dinlediğim için sözlerinizin tarafsızlığını bilmeme olanak yok; ancak eğer yorumunuz tam olarak gerçeği yansıtıyorsa yapabileceğiniz en büyük hata işinizden ayrılmaktır.

Bizim sistemimizde “kaygı problemi” ya da “depresyon” benzeri moda "hastalıklara" yer verilmemektedir. Sistemimiz EFC (Electromagnetic Field of Consciousness) adlı çok yeni, ancak bilim dünyasında saygı gören, teoriler üzerine kuruludur. Bu teorilere göre bilinç, nöronların çakmasına bağlı deterministik sonuçlara bağlı DEĞİL, bu çakışların (elektriğin) yarattığı EM alanlara bağlıdır.

Bu yüzden “şu problemi”, “bu problemi”, “şu hastası”, “bu hastası” yoktur; beyinde inanç ile yaratılmış hatalı nörotransmiterler (NTler) salgılatan elektrik (yani EM) alan vardır. Bu kişiler için kaygı duyulup özverilerde bulunulduğu, “anlat, konuş” denildiği, akıl verildiği, yol gösterildiği, onlarla sorunlar hakkında tartışıldığı sürece hem -konu sürekli düşünülmekte olduğu için- beyindeki olumsuz EM alan beslenecek, hem de o kişide hasta olduğu kanısı güçlenecektir.

Kadınların yüksek ücretlerle çalışabildiği bu devirde erkeğin koca olarak görevinin evi geçindirmek olduğunu düşünmek hatadır. Ancak erkeğin -erkek olduğu için- üstlenmesi gerekli görevleri de hala vardır.

“Eşlik” adlı ilişki ortamında olmazsa olmaz erkek görevleri;

  • erkekçe sevgisini gösterme,
  • cinsellik ortamını ÖNCELİKLE kadının bedeninin gereksinimleri temelinde var etme (zor uyanan, zor boşalan, oysa fazla sayıda boşalmaya gerek duyan taraf kadın olduğu için aradaki zevk alma dengesi ancak böyle kurulabilir),
  • karısının ataerkil sistemde karşılaştığı zorlukları erkeklik kapasitesi ile giderme,
  • karısının ataerkil sistem tarafından örselenmiş ruhunu onarma (ki, buna güvenlik arayışı denir),
ve benzeri kalemlerli içerir. Görülmektedir ki anaerkide erkeğin başarısını ölçme kriteri mesleki başarı değil, KİŞİLİK GÜCÜ ile ilgilidir.

[Güçlü kişiliği olan erkekler "erk" sahibi oldukları konuları baskı yapma, egemenlik kurma ya da üstünlük taslama aracı olarak kullanmazlar. Gerçek erkeksi güç, ataerkide sanıldığı gibi "alma" (hatta "kapma") değil, karşılıksız "verme" başarısı ile koşuttur.]

Ne yazık ki kadınlar evliliklerinde bu gerekliliklere sahip olamadıkları zaman, kazanım olarak geriye kalan tek ümide, mesleki başarıya, odaklanmaktadırlar. Oysa bu büyük bir yanılgıdır! Başarı hiç bir alanda salt para kazanma başarısı ile ölçülemez; çünkü başarı olarak nitelenecek davranışın sınırlarını şartlar belirler. Öyle ki, kimi zaman daha az para kazanmaya neden olacak seçeneklere yönelmek gerçek başarıdır.

“Hayatimin anlamini yitirdim” demişsiniz.
Tabii ki hayatın anlamı böyle çabucak yitip gitmez. Sadece ciddi oranda canınız sıkılıyor ve beyninizde olumsuz kimyasallardan bir çorba var. :) Bu mesajı yazmanız bile hayatınızı anlamını yitirmediğini kanıtı, çünkü anlam yitmiş olsa, çözüm aramazsınız. Can sıkıcı bir ortamda bulunmanın yorgunluğundasınız.

  • Bir insan değil, kadın olduğunuz hatırlayın.
  • Kadınlığın ne olduğunu hatırlayın.
  • Kadınların erkekten birçok konuda daha güçlü olduğunu hatırlayın (y kromozomu zayıf gendir).
  • Gerçek gücün ataerkil çarpıtmaları fark etmeye ve kavramları doğru şekilde yerli yerine oturtmaya da neden olacağını fark edin.
  • Dengenizi doğru kavramlar bazında yeniden kurun.
Çözümler kendi kendine gelmeye başlayacaklar.

12 Haziran 2018
Kadınlar ve karılarından para alan erkekler
Merhabalar, sitenizi kesfettigimden beri içimde güller açiyor. O kadar güzel ve fayda dolu bilgiler ögreniyorum ki sayenizde, sag olun var olun.
35 yasindayim ve daha önce hiç yasamadigim bir duyguya 3 senedir saplandim kaldim: Kin duygusuna. Evliliklerde herkes birbirini suçlar bunu kabul ediyorum, peki, elbette hatalarimda oldu fakat ben eski esimden yalan söyleme huyu cok fazla olan bir insan oldugu için bosandim. Benim bu insana bir Tanri gibi, sanki haddimmis gibi asiri iyiliklerim oldu (ki inanin bu cümleyi yazarken dikkat çekmek için yazmiyorum), maalesef yoksuldular ve ben dile kolay 10 sene boyunca hep asiri desteklerde bulundum. Bu adama hayatimi adadim. Bosanmayi ben istedim ve bir sekilde bosandik ve ben ondan bana olan kredi borclarini istedim. Mahkemede istemedim çünkü bosanmazdi. "Ne parasi elinizde belge mi var, gelin alin hadi" dedigi an inanin bana içimden katil olmak bile geldi. Bambaska yüzlerini gösterdi, kendisi ayni zamanda tiyatro oyuncusuydu, adam bana hep oynamis meger. Baska baska bir sürü yalani ortaya çikti ve ben koca bir ahmakmisim. Simdi tam 3 sene oldu ve ben kin gütmekten ne yaptimsa kurtulamadim. Bela okuyorum ki benim yetistigim ailede bu asla yapilmazdi, ben belalara karisir oldum. Kin gütmenin yanlis oldugunu da biliyorum, elbette iyilikleri de vardi bu insanin, bir insan komple yanlis olamaz zaten ve benim de hatalarim vardi ama yine de ben dogru sözlü olan idim ve bunu hak etmedim. Onun yuzunden ben cok zor maddi durumlara düstüm. Parami daha yeni istedigimde bile ne borcu, sen yalancisin diyor adam bana! Yaradana cok inanir ve severdim ancak yasadiklarimdan sonra Tanrimi bile sevemez oldum. Bu kadar ilkel bir duygunun yani kinimin üstüne cikamiyorum ve bunu asamiyorum. Ne yapmaliyim, ilahi adalet nerede?
(Bir psikologa anlatir gibi uzun uzun içimi döktüm affola, iyi ki varsiniz)

YANIT
Üzülerek söylemek zorundayım ki anlattıklarınız son derece sıradan… çünkü kadınların büyük çoğunluğu kocalarını paraca destekliyor ve en kötüsü: Kendi değer katsayılarına eşit değerde erkekleri eş olarak seçemiyorlar.

Ülkemiz akıl almaz bir ataerkil kültür istilasında. Ben padişahçı bir aileden geldiğim için -büyük bir saygım ve bana yaşattığı hayata şükran duygum olsa da- fazla da "Atatürkçü" değildim. (Hemen bir dipnot: Ulu önder, padişahçı ailemin birçok ferdini söylendiği gibi asmadı; bilakis, yüksek memuriyetlerle görevlendirdi.) Oysa son yirmi senede gördüğüm ve kabullenemediğim dejenerasyon yüzünden Atatürk’e saygım misli ile arttı! (Bir dipnot daha: Birçok kişi gibi söz konusu dejenerasyonda Recep Tayyip Erdoğan’ı suçlamıyorum. Kendisi -defalarca bizzat söylediği gibi- halk tarafından seçilmiş biridir. Yani ortada bir suçlu varsa Atatrük’ün verdiği kültürde ısrar etmemiş, en küçük bir farklı imkanda, taraf değiştirmiş olan bizleriz.)

Bu yüzden kişisel olarak Erdoğan’dan çok, birçok erkek vatandaş kadar, hanımefendileri de hatalı görmekteyim.

Sormak isterim: Bir insan kendini öldürme potansiyeli olan biri ile nasıl hayatını birleştirebilir? Bunun gerisinde ya aymazlık, ya aldırmazlık, ya da algısızlık yok mudur? Kocaları tarafından öldürülen kadınların ezici çoğunluğu bu kişilerle isteyerek evlenmişlerse, onların hiçbir suçları olmadığı söylenebilir mi?

Kadınlar tarafından beğenilen erkeklere bakıyorum, lütfen beni okuyanlar affetsin (yaşlı bir adamım ve çağım geçti), ancak bizim zamanımızda o kimlikler tek bir şekilde “At hırsızı” diye nitelenirdi. Kaba, küstah, pejmürde, bakımsız, tutucu, hoyrat, üstelik kendilerini pek güçlü ve benzersiz, hatta üstün gören kimlikler kadınlar tarafından dışlanacağına, beğeniliyorlar. Restoranlarda, barlarda, cafe'lerde (örtülü ya da açık), güzel giyimli, makyajlı, saçları kuaförlü hanımların yanında -neredeyse kural olarak- jean pantalonlu, penye bluzlu, spor ayakkabılı, traşsız erkekler görmek beni üzüyor. Bunun adı erkeklik ya da rahatlığa düşkünlük değil, saygısızlıktır.

Benim zamanımda erkekler -Twitter, Facebook benzeri popüler sitelerin ilk kayıtta tanımadıkları kişilere dedikleri gibi- “sen” demezlerdi. Samimiyetin bulunmadığı kişilere yalnızca zeka özürlüler, ruhsal dengesi fazla yerinde olmayanlar ya da çok kaba kişiler "sen" diye hitap ederlerdi. Örneğin "yap" değil, "yapın" bile değil, "yapınız" şeklinde kullanılırdı sözcükler.
Erkekler, ütülü pantolon giyerlerdi, kravat takarlardı, traş olurlardı; bundan gocunmazlardı, yaparken zorlanmazlardı. Bakımlı olmak, temiz olmak, beyefendilikle değil, -bu devirde inanılması güç gelebilir- erkeklikle eş görülürdü!
Erkek erkeğe bir yere gitmek, eşleri evde bırakmak akıl almaz bir davranıştı. Ayıp bile değildi, çünkü yoktu böyle bir şey. Sosyal ortamlarda erkek erkeğe gruplar pek ender şekilde görülürdü.
Genelde herkes içki içerdi, içkiyi eşi ile içerdi; ailemde beş vakit namaz kılan bir dolu insan vardı ve hepsi de evlerinde içerlerdi.
Erkekler içki içip futbol maçlarında rezalet çıkartmazlardı.
Erkekler, sızlanmazlardı; en ağır yükleri olağan şekilde, doğal görerek taşırlardı.
Erkekler, karılarının sorumluluğunu ciddi şekilde alırlardı.
Erkekler, asla kadınlardan para almazlardı. Bu tavır büyük bir zayıflık ve değersizlik olarak nitelenir, hatta erkek olmamakla eş görülürdü.
Erkekler kadınları zayıf değil, zarif gördükleri için bunları yaparlardı. Kadınlara "zayıf cins" denmesinin gerisinde önceleri "zarif cins" denmesi olduğu bile unutuldu gitti.

Peki, hangi sebeple oldu bu değişim?

Bence bir şanssızlık söz konusu... Olumsuz değişimin nedeni parlayan -akıl dışı- Amerikan kültürü ve bunu “iyidir” diye üstlenen ama yorumlayamayan saf Türk halkı… Ciddi sorunlarda hiç bir taraf bütünüyle "kesin suçlu" değildir aslında; herkes bir ölçüde suçlu, bir ölçüde kurbandır.

Bu yüzden sorun -aslında köklü değil, daha çok mesnetsiz bir özentiliğe dayalı olduğundan- giderilebilir, aşılabilir… hem de siz kadınlar aracılığı ile! Artık bir şeyler yapmanızın, bir adım atmanızın, zamanı geldi bence.

İlahi adalet tabii ki var… ancak tecelli etmesi için ona güvenmek gerek. Oysa öfke duymanız, güveninizin olmadığının kanıtıdır. Öfke, NE celp edeceği için ilahi adalet olarak yorumlanan PE devreye giremez. Öfkelenmek, hele ki kinlenmek çaresizlikten; çaresizlik, zayıflıktan doğar. Zayıf kimseler ise kendilerine zarar veren şeylerle başa çıkamazlar. Zaten zarar görmelerinin, daha doğrusu -sürekli zarar görmelerinin- de nedeni budur.

Güzel sözlerinize gönül dolusu teşekkürler ediyorum. Beni gerçekten mutlu ettiniz. Lütfen unutmayın: Sadece kadın beyni taşıdığınız için büyük de bir güce sahipsiniz. Kibarca "ataerkil sistem" sözleri ile ifade ettiğimiz enerjiler bu yüzden, sadece bu yüzden, güçlü olduğunuz için, sizden korktuğu için, sizinle uğraşıyor. Bilmem, yukarıda sözünü ettiğim ilk adım, bu gerçeği fark edip gücünüze saygı duymaya başlamakla atılabilir mi?

[Bu yazıyı okuduktan sonra erkek düşmanı kesilmek yapılabilecek en büyük hatadır. Kadınlık, bu gemide birlikte yol aldığımızı, ayrılmamızın imkanının olmadığını ve hepimizin bir ölçüde suçlu olduğumuzu görecek anlayış ve bilgelik de verir. Affetmeyen, düşmanlık duyan gemiyi devirir. Ancak affetmek ile eski hataları sürekli yinelemek farklı şeylerdir.]

7 Nisan 2018
Sanirim asik oldum, ne yapmam gerektigini bilemiyorum
Janus ve degerli site editorleri hepinize sevgi ve selamlar. Onceki sorularimi da yanitladigin icin cok tesekkur ederim Janus. O aci dolu donemimde soylediklerini anlamam zordu ancak su anda cok daha rahat seni anliyor PE celp edebiliyorum, ve sitedeki diger yanitlarindan yararlaniyorum. Ozellikle is konularinda herseyi olumlu anlamda degistirebildim, cok tesekkur ederim. Artik, is yerinde her durumda olumlu kalip insanlara PE dagitan birisine donustum.

Tam da bu noktada soruma geliyorum. Bu is ortamina gecerken anlastigim ve ayni hislerde oldugum insanlarla birlikte oldugumu imagine etmistim. Yeni ortamimda tam yanimda olan kisi ile ozellikle ortak ilgilerimiz (PE ve maji dahil) ve benzer dusuncelerimiz sayesinde bag kurdum. Diger insanlarla da bag kurdum ama belki de uzun zamandir da yanliz oldugum icin bu kisiye karsi digerlerinden farkli ozel olarak romantik ve cinsel hislerim olustu. Bu kisinin fiziksel kusurulari baska birisinde olsa normalde donup ilgi duymam ama ondaki kusurlar bile hosuma gidiyor. Hislerimi tarif edemiyorum. En son birisinden onun kusurlari yuzunden cok aci cektigini duydum gecmiste. Halbuki ben o kusuru ilk gordugumde cok begendim. Onu cok istiyorum ve zihnimden atamiyorum. Ama rasyonel kismim buna siddetle karsi cikiyor cunku kendisi evli ve cocuklu. Ama hislerimi yok edemiyorum, ve rasyonal kismim ona hic bir zaman yaklasamayacsgimi soyledigi icinde icimde aci olusuyor. Ileride istersem cok guzel ve bekar birisiyle birlikte olabilecegimi ve o yuzden bu durumdan kacinmamim yerinde olacagini dusunuyorum. Ama bir yandan da duygusal yanim karsilasmamizin tesaduf olmadigini (ki degil) ve bu hanimefendiyle bir arada olmamiz gerektigini soyluyor. Yardim ve tavsiyelerini rica ederim. Sevgiler.

YANIT
Aşk ve seks bizlere göre her şeyden (hatta oturduğun yerde maji veya PE envokasyonu çalışmaları yapmaktan) çok daha önemli olduğu için sorunuzu büyük bir yanıt sırasının en başına aldık ve hafta sonu soru yanıtlamış olduk. :)

Aşk ve seks yaşamaktır… yaşamaktan öte hiçbir kutsallık yoktur. Doğru yaşamak en kolay şekilde yaşayarak öğrenilir tabii ki; nasıl ki bisiklete binmek bisiklete bilerek, ya da yüzmek, denize girerek öğreniliyorsa…

Bizler paganist olduğumuz için cinsel ahlak konularında (edep, adap, efendilik, maneviyat, etik değerleri içeren moraliteden söze etmiyorum) farklı görüşlerimiz vardır. Bu yüzden benzer konulara esnek bakmayan kişilerin bu yanıtı okumamasını rica ediyorum.

Yaşam ancak aktığı zaman kutsal olabilen bir süreçtir. Söz konusu akımı en çok seks sürdürdüğü için, ataerkil inançlar bu akımı durdurmak amacıyla en başta sekse engel koyarlar; buyruk ve yaptırımlarını “ahlak” olarak empoze ederler.

Oysa insanların ezici çoğunluğu eşini bulmadan önce çok eşlidir!

Bu eğilimin gerisinde “en iyisinin daha iyi bulunacağı geniş bir seçenekler havuzu yaratma amacı” vardır. Eş bulununca aşk oluşur, birden kişi (erkek ya da kadın) tek eşli oluverir… ta ki aşk bitene dek! Aşk bitince çok eşlilik (en iyisini yeniden aramaya başlama arzusu) geri döner.

Kadınların bağlanma eğilimleri güçlü olduğu için onların tek eşlilikleri aşk olmayan ilişkilerde de görülür. Bu yüzden kadınlar tek eşli sanılır. Oysa gerçek çok eşli olan kadınlardır. Aynı anda dört erkek ile sevişebilecekleri bedensel yapıları (manuel, oral, vajinal, anal) buna kanıttır. Kadınlar çok erkeği baştan çıkaracak nitelikte olmasalar ataerkil dinlerce “günahkar” sayılıp, ikinci plana atılmaya çalışılmazlar. Kadınların eşsiz süreçlerde de süslenmeleri, kendilerine bakmaları, kendilerini (güzelliklerini) sergilemekten keyif almaları onların çok eşliliği olarak yorumlanmalıdır.

Bu “Yaşamak en önemli şey” girişinden sonra ne diyeceğimi tahmin edebilirsiniz: Kimsenin, hatta o kimsenin kimselerinin de, yaşam alanlarına müdahale etmeden, doğrudan rahatsızlık yaratmadan, kendini GEREKTİĞİNDE, GEREKTİĞİ KADAR sınırlamayı becererek “karşılıklı duyulan birleşme arzusu” koşulunda yapılan her şey iyi ve doğrudur.

Çok basittir formül görüldüğü gibi. Sayfalar dolusu felsefe ya da edebiyat yapmaya gerek yoktur.

Evlilik ve çocuk ise bir engel değildir birleşme arzusunun yanında. Ataerkil sistem yasaları bile boşanmaya (hatta çocuklu kişilerin boşanmasına) olanak vermektedir. İstek ve yukarıdaki formül işlevsel ise çözüm daima bulunur.

Baştan çıkartmak hatadır, NE envokasyonudur; çünkü kavramın içinde “aldatmak” (kişiye aslında istemediği bir şeyi yaptırmak) esprisi vardır. Oysa özgür bir ortamda kendini tanıtmakta, iyi niteliklerini serbestçe (dengeli şekilde) sergilemekte bir hata yoktur. Bu sergileme -bir diğerinin yerine (örneğin karı ya da kocanın yerine)- seçilme şansını arttırabilir. Aldatma yoksa, kişi özgür iradesi ile seçebiliyorsa, önceki eş değerini yitirmiş demektir. Bu mekanizamaya (hayatın doğru yönde akmasına, en fazla çaba gösteren ve en iyi olanın ayakta kalmasına) olanak sağlamamak adına Hıristiyanlıkta boşanma yasaktır, diğer dinlerde de evlilikler “aynı yastıkta kocama” idealine dayandırılır. Hedef, bir kere evlenince artık mutlak sahip atamaktır. Oysa temeli "döngü"ye dayalı olan hayatta bunun anlamı ölümdür.

Şimdi olaya bireysel (sizin hayatınız çerçevesinde) bakalım:

“duygusal yanim karsilasmamizin tesaduf olmadigini (ki degil) ve bu hanimefendiyle bir arada olmamiz gerektigini soyluyor.”
Böyle bir şeyi bilmenize imkan yoktur, ayrıca bu gibi bilgilerle yola çıkmak anlamsızdır. Yola çıkmak için karşılıklı “bir olma arzusu” yeter.

Ancak söz ettiğim bir olma arzusu çok iyi analiz edilmelidir, ayrıntıların gerisinde teatral şekilde konuşalım: “Şeytan gizli olabilir”.

Sözlerinizdeki “Onu cok istiyorum” cümlesi bana ortada daha çok sahip olma dürtüsünün yer aldığını düşündürmekte. Her şey gibi PE sınırları içinde gelişmeyen istek (bir insan ile bütünleşmeyi istemekle ona sahip olmayı istemek farklıdır; bütünleşme ihtiyacı özveri, sahip olma dürtüsü egoizm içerir), ne kadar güçlü olsa da acı yaratacak, hem de gücüne paralel fazlalıkta acı yaratacaktır.

Bana sorarsanız önce biraz “kutsal frene” basın. Şans, asla sanıldığı gibi kaçmaz, doğru davranılırsa bilakis olgunlaşır. Bu yüzden ortamı olgunlaştırmak (duygularınızı daha iyi analzi etmek) adına bekleyin derim.

Ancak asıl şu önerimi dikkate alın: Karar alma aşamasında “danışmak” ile “buyruğa uymak” farklı şeylerdir.

Unutmayın: Rahat bırakılırsa herkes kendine neyin iyi geleceğini, ne yapılması gerektiğini bilecek kapasitededir. "İyi gelecek" olan davranış, hata yapmayı da içerebilir, hatalı karar almak da "yapılması gereken" olabilir; çünkü ne yazık ki bazı koşullarda acı, yegane öğretmendir. ;-)

14 Şubat 2018
Aşk neden acı verir?
(...) Benim bildiğim, seven insan üstüne titrer. Ask mutlu olmak için yok mudur? Bu ne rezalettir?

YANIT
“Aşk mutlu olmak için değil, mutlu olmayı öğrenmek için vardır” diyerek başlayalım ve "Aşk nedir?" sorusu ile devam edelim:

Aşk, "bölünmüş bütün"ün (öncel mutluluk ve tamlık evreninin), dişi ve erkek bazında yeniden 'bir' olması, böylece o evrenin yasak mutluluk frekansı ile kontağa geçebilme ortamıdır. (Öncel Mutluluk ve Tamlık Evreni konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!)

Şimdi de "Aşk nasıl meydana gelir?" sorusu ile konuda biraz daha derine inelim:

Aşkı, madde ve madde ötesi adlı iki ayrı planda gerçekleşen iki farklı çakışma yaratır. Yani aşk, kişinin beden ve ruhunun elektromanyetik (EM) alanlarının, başka birinin beden ve ruhunun EM alanları ile "çakışması" ile oluşur.

Günlük ortamda (genelde) bedensel EM alanlar çakışır ve böylece seksüel duygular kolayca uyanır. Bunda bir kötülük yoktur, bu duygu da kutsal bir ortam yaratır; çünkü seks de öncel tamlığı tesis etme yoludur. (Tabii ki "seks" derken, bir erkeğin bir kadına abanıp boşalması ile yorumlanan bir eylemden değil; "paylaşma ve sonuca birlikte varma" şeklinde ifade edilebilecek bir tamlıktan söz edilmektedir.)

İşin kötü yanı bu duygunun yaratığı kuantum entanglement’ın (“kuantum dolanıklığı”nın) aşk sanılması ile başlar. Aşk, güçlü bir dolanıklık yaratsa da -pop kültürün belletmeye çalıştığı gibi- her dolanıklık aşk değildir.

Buraya dek söz ettiklerimizi toparlayalım: Aşk, ruh adlı particle’ın yaydığı EM alan ile bedenden yayılan EM alanın (ilginçtir, en fazla kalpten yayıldığı tespit edilmiştir) çakışmasıdır.

Ancak maddesel planda, yani dünyada, işler her zamanki gibi böyle kolayca ilerlememektedir: Bu ortamda bedenleri çakıştırmak görece kolaydır... ama ruhların çakışması? İşte zurnanın "zurt" dediği yer burasıdır; çünkü ruhların çakışmasını engelleyen (bizlerin -fazla derine inmemek için- "ataerkil kültür" dediği) bir sistem vardır ve bu istem beyin üzerinde obsede durumdadır. Beyin, sadece kendisine öyle ezberletildiği için "alelacayip" davranmakta ve ruh çakışmasının iki oyuncusu arasına aşılmaz bir kanyon açmaktadır.

Stuart Hameroff tarafından "Platonik gerçekler" olarak ifade edilen öznel iyilik (doğal uyum ve denge eğilimi) fotonların var olduğu düzeyde (kuantum uzay-zaman geometrisinde) reeldir.

Söz konusu (denge ve uyum vibrasyonu olarak ifade edilecek frekans) her bir elektronunun doğasında yer alır. ”Seçimler yapma kapasitesi kaynağı olarak algılanacak ana bilinç bir ölçüde her elektron’un doğasında gömülüdür.” Freeman Dyson.

Ancak bu gerçekler bilinçli deneyim meydana getirmek için beyin süzgecinden geçmek zorundadırlar. ”Fotonların var olduğu düzeyde sübjektivitenin var olmasına rağmen, bilinçli deneyimin temeli olan modeller meydana getirmek için beyin sistemlerine gerek vardır. Herms Romijn.

İşte aşkın acı verme nedeni beden EM alanları çakışmış ruhların çakışmasına engel olan -neredeyse hepsi yaygın inanç ve kültürün ürünü olan, yani doğal, doğada (beynin fabrika ayarlarında) özgün şekilde yer alamayan kavramlar tarafından- obsesyona uğramış beyindir!

Ataerki beyinlere yerleştirdiği programlarla neler belletmemiştir ki? “Erkeksin ele geçir, sahip ol, hükmet, yönet” den, “kadınsın naz yap, kaç, verme, ayıp”a değin neler de neler...

Hatta, “erkeksin/kadınsın kıskan, ezilme, aldatılma, yalnız kalma, bırakma, yollama, engel ol, sözünü geçir, dediğini yaptır!"...

Örneklediğime benzer yüzlerce belalı ve doğa dışı bilgi ile yüklenmiş zavallı beyin -iyi bir iş yapıyorum diye- kişiyi mahv-ü perişan olmaya yönlendirir durur. Kısa süre sonra negatif enerjinin devreye girerek ortada cirit atmaya başlaması artık kaçınılmazdır.

Fark edilmesi zor olsa da;
- en az sevilenle empati yapılır,
- en az sevilene güvenilir,
- en az sevilene -istek ve ihtiyaçları adına- anlayış ve hoşgörü gösterilir.

Sevilen, sevenin yaşamında erdem adlı kavramlardan en az pay alan kimsedir genelde. Sevilen sadece sevilir, istenir ve özlenir. Yapılan özveriler armağan almak, soğukta ceket vermek, arabayla bırakmak, hesabı ödemekten öte geçmez. Fedakarlık, sabır, anlayış gibi kavramlar genelde petler, yaşlı akrabalar, hatta kimsesizler içindir.

Oysa her ilişkide olduğu gibi, aşkta da mutluluk (ve başarı) ancak sevilene erdem denilen kavramların sergilenmesi ile başlayabilir; çünkü bu kavramları sergilemek, aradaki yarığı kapatmak "bir"leştirmek anlamındadır. Erdemler "bütünlük" yaratmak adına vardır.

Şimdi size geleyim:
“Benim bildiğim, seven insan üstüne titrer.” demişsiniz.
Ne yazık ki ataerkil doğrularla terbiye edilmiş(!) beyinler sevdiklerini sadece öldürmeye (silah çekip vurmaktan değil, ruhunu öldürmekten söz ediyorum) çalışırlar... çünkü değiştirmeye uğraşırlar. (Yaşanan çatışmaların nedeni genelde “Şunu şöyle yap” / “Hayır yapmıyorum, sen yap” değil midir?) Sevilen kişi, her zaman sevenin gerçekleri bazında yeniden yaratılmaya çalışılır. Oysa yeniden yaratmak için önce öldürmek gerekir. Kimse ölmek istemediği için olay çıkar.

Ayrıca "sevilenin sevenin istediği gibi davranmaya zorlanması" tavrı sinesinde “sevilenin orijinal hali ile sevilmediği” düşüncesini taşımaktadır; çünkü gizli amaç "sevileni kendi ihtiyaç ve beklentilerine uygun modele indirgeyerek asıl sevebileceği kişiyi yaratmak"tır! Bu yüzden "sevdiğinin üzerine titremek", onu her saniye yanında istemek demek değil; sevdiğinin ihtiyaçlarını, hatta gerçeklerini anlamak, bunlara saygı duymayı becermek, bunları realize etmesine destek ve yardımcı yardımcı olmak, yani uyum göstermektir.

“Anlayış, hoşgörü, fedakarlık, sabır, saygı" benzeri davranışların üstlenememe nedeni bu davranışların sıkıntı vermesi, zor gelmesi, hatta ufak çaplı acılar yaratmasıdır. İşin trajik-komik yanı ise asıl acıyı (hatta tehlikeyi) bu davranışlardan -acı çekecek olma korkusu yüzünden- kaçmanın yaratıyor olmasıdır.

Aşık olmak kolaydır... zor olan beyni aşık olduğuna ikna etmek, yani hatalı programları silmesini ve ruhların kaynaşmasına olanak sağlayacak doğal vibrasyonlarla bütünleşmesini istemektir.

Söz konusu yıkıcı programlar delete edildikten sonra elde edilen "iyileşme” ile sadece aşkın vereceği benzersiz mutluluklarla değil, çok farklı alanlarda bile -başarı, rahatlık, doyum, keyif, benzeri- nadide sanılan kavramların ne denli yakında olduğu görülecektir.

12 Ocak 2018
bu bir soru degil, elestiridir. yayinlama konusunda tercih sizindir.
bu bir soru degil, elestiridir. yayinlama konusunda tercih sizindir.. elestirinin içindekiler: kafi miktarda negatiflik, elimden geldigince yapici tutum. eser miktarda hayata duyulan öfke, hayalkirikliklari, agresiflik içerebilir. gördüm ki iliskiler konusunda da yazmaya baslamissiniz. sevgilim bana hi demedi, askim bana gece sirtini döndü vb. sorunlar. evet aslinda evrenler arasi barisi saglarken insanlar arasi baristan baslamaniz mantikli ama umarim bu konuda yazan farki kişilere evrilmezsiniz. o da güzel, olumlu ama siz büyücüsünüz sevgili kardeslerim, hogwarts'tan tatli bir meltem, besinci günün safaginda doguda beliren aksakalli dedenin mirasçilarisiniz, istirham ediyorum. iliskiler hakkinda bir soruya cevap verirken "Yani bir kadin "çaktirmadan" uyum gösterirse aslinda "uyan" olmaz, kisa sürede "yöneten"e dönüsür... " demissiniz. (İlgili yanıt için tıklayın!) bir iliskide yönetme kaygisi duymak iyi bir sey midir? kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez sinsiligiyle hareket etmek güzel midir sorarim size? bir de çaktirmadan.. vay arkadas. iliski demek yöneten ve yönetilen arasindaki sözlesme midir? bu mu? yoksa ayni yolda yürümek üzere yanyana gelmis insanlarin yoldasligi midir? hangisi sizce?

YANIT
Bizi izlediğiniz için teşekkür ederek başlayalım.

Bizim asıl amacımız EN ÇOK ilişkiler bazında yazmaktır; çünkü ilişkiler -yaşamı asıl var eden iki kavram olan- seks ve aşkın rahmidir. Pozitif enerji ise en çok “yaşam” doğru yaşanırsa envoke olur. Bu yüzden düşünsel yazılar (hatta kitaplar), sokağa çıkıp doğru biçimde davranarak ekmek almak kadar öğretici olmayabilirler.

Yaşamda herhangi bir kavramı/olayı/kişiyi küçümsemek ve alay etmek -bize göre- doğru değildir (beni yakından tanıyanlar karikatür sanatına -kişileri hedef aldığında- karşı olduğumu bilirler); çünkü her iki duygu da ciddi oranda negatif vibrasyon taşır. Yani beyindeki elektrik negatif ise söz konusu duygular uyanır. Bu durumun tersi olarak bu iki duygu dizginlendiğinde beyindeki negatif elektrik yok edilmiş olur. Kaderi yazan seçimler, seçimleri yaptıran beyin elektriği olduğuna göre, küçümseme ve alay etme benzeri tavırları dizginlemek daha iyi kadere atılan önemli adımlardır.

“bir iliskide yönetme kaygisi duymak iyi bir sey midir?” diye sormuşsunuz.
Yönetmek,
- “baskı yapma”yı içeriyorsa -kişi veya niyeti olumlu da olsa, olumsuz da olsa- acı yaratan (yani kötü);
- “belirleme”yi içeriyorsa -kişi veya kişinin niyeti olumlu ise- acı değil mutluluk yaratabileceği için iyi
bir tavır olabilir.

Hayırlı amacı olanın (birlikte olmak, eşleşmek, genelde hayırlı inançtır inancımızda) belirleyici olmaya çalışmasında, bunun için özverilerde bulunmasında bir hata yoktur. Belirleyici olmak için önce sistemin parçası olmak; yani uyum yapmak, uyum yapmak adına ise özveride bulunmak gerekir. Önerdiğim zaten buydu.

Kadınların ilişkide -kendi bildikleri şekilde de- belirleyici/yönetici olmayı hedeflemelerinde bir hata görmüyorum. Biz erkekler ilişki konusunda her zaman kadınlar kadar yapıcı davranamayabiliyoruz. Ancak yapıcı bir kadının belirleyiciliği ile kurulan ortamlarda biz de mutlu oluyoruz, çünkü iyi ilişkiler her iki cins için de kutludur. Bu bilgiler sonrasında eskilerin “erkeğin iki kaşığı varsa birini kıracaksın” sözünün gerisinde kötü niyetli bir madrabazlık değil, anlaşılması ve kabullenmesi hayli zor bir bilgelik olduğu düşünülebilir.

Son olarak: Sorucuya özel seçilmiş olan ve sadece hafif bir eğlence ortamı yaratmayı hedefleyen kelimelere aşırı önem vermek yerine, yanıtın içeriğindeki mesaja odaklanmak okurda daha az öfke yaratabilir. Eskilerin değerli sözlerinden olan "Keskin sirke küpüne zarar" sözü önemli bir pozitif enerji envokasyon nedenine gönderme yapar. Aşağılayıcı, küçümseyici düşünceler kadar öfke de kaderde "bahtsızlık" olarak nitelenen yapının mimarıdır. Anılan hisler, hedeflendiği kişi ya da odakları her zaman "es" geçer, bir bumerang gibi, geri dönerek kaynağı vururlar.

Beyni öfke uyandıran ortamlardan ayrı tutmak, "çiçekler, böcekler" olarak nitelenebilecek basit konulara yönlendirmek bereket/başarı yaratır. Uzak ya da yakın geçmişte yüzleşilen acı verici anılar örümcek ağı gibidirler. Bunlardan basit şeyler düşünerek kurtulmak farklı ve gizli bir gücün varlığına delildir. İnancımızda "basit" olan en iyilerdendir. Esma-ül hüsna'da da "Ya Basit" ruhsal sıkıntılar kadar, ruh hastalıklarını da gideren en hayırlı esmalardandır. İçeriğinde anaerkil ezoterizm bazlı pozitif değerleri de taşımaktadır. (Ya Basit konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!)

Son olarak, çok sevdiğim bir kişi olan siz hanımefendiye -bu meyanda- bir selam yollasam sayfanın ciddiyetini bozmuş olur muyum acaba? Ama çoğunlukla içten geldiği gibi davranmak en hayırlısıdır... Yolladım gitti.

4 Ocak 2018
Görüştüğüm kişi hep yoğun
Gorustugum kisi uluslararasi calisan bir sirkette onemli bir pozisyonda calisiyor.zaman zaman yurtdisa uzun veya kisa vadeli gitmek zorunda. (...) normal zamanda bile benimle gorusmek icin katetmesi gereken uzun bir yol ve trafik var. gelmesi gec saatleri bulabiliyor.geldiginde de karsimda yorgun, pili bitmis bir adam oluyor.bazen mesaileri gec saatlere kadar surebiliyor.o zamanlarda da beni ofisten goruntulu ariyor ya da fotograf atiyor. son zamanlarda haftasonlarini ailesi ile geciriyor genelde.ben de anlayis gostermeye calisiyorum tum bunlara ama bazen ciddi huysuz ve agresif davraniyorum yalan yok.

YANIT
Karşınızdaki erkeğin dürüst olup olmadığını, size verdiği değeri, en önemlisi kim olduğunu sadece onu tarafsızca gözlemleyerek anlayabilirsiniz. Oysa ilişkide baskı kurduğunuzda baskınızın yarattığı yönlendirmeler gerçek dışı görünümler yaratabilir. Bu yüzden bir insanı tanımanın en kolay yolu onu davranışlarında tamamen özgür bırakmaktır. Bir-iki ay boyunca “gel”, “geliyor musun?” “nerede kaldın?” “geleceğim demiştin, neden gelmedin?” ve benzer içerikli sorular sormaktan kaçınmak onun istek, talep, arzu, kapasite ve olanaklarının sınırlarını deşifre etmenin yöntemidir.

İlişki, ancak karşı taraf da rahat ise sağlıklı yürür, yani kişiler rahatsa sevgi duyguları daha kolay yeşerir. Ne yazık ki her insanın "rahat" adlı konumu (yani sevgisinin yeşereceği ortam) bir diğerinkinden çok farklıdır. Partnerinin "rahat" konumunu, kendi "rahat" konumu ile yorumlamak isteyen ise hata yapar. Bu yüzden sevginin var olup olmadığı kadar önemli olan bir diğer konu, karşı tarafın sevgisinin yeşereceği ortama (onun rahat konumuna) uyum gösterip gösteremeyeceğini de çözmektir.

Huysuz ve agresif davranmak, hele ki bunun bilincinde olmak, mutsuzluk dolu bir paralel evren yaratmanın, kolay yoludur. Yolunda giden bir ilişki, gereksiz ve anlık negatif enerji pompalamalar ile yolundan çıkabilir.

Hepsinin ötesinde -bence- kimseye istediğinden başka şey yaptırmanın imkanı yoktur. Bu yüzden birine bir şey yaptırmanın yegane yolu yaptırılacak şeyi istetmektir. Baskı ve gerginlik ortamı ise daima isteksizliği tetikler.

İlişkilerde optimum mutluluğu bulmak için ideal olarak algılanan ilişki modeli vazgeçilmez bir şablon şeklinde ilişkiye uyarlanmaya çalışmamalıdır. Her ilişki bir diğerine benzemeyen bir yeni model içerir. Öncelikle bu yeni modelin kendi kendine gelişmesine olanak sağlanmalı, ardından kişisel beklentilere çok ters değilse olduğu gibi kabullenilmeli, yeni olanın -yeni olduğu için- getireceklerine odaklanılarak bu iş bir "zenginleşme" şeklinde görülmelidir.

Böyle davranabilen kişiler ilişkiye akıtacakları pozitif enerji yüzünden kısa sürede hiç beklemedikleri (en başta uyum gösteremeyeceklerini sandıkları) bir ortamda oldukları halde, mutluluk ve doyum hissettiklerini (belki de şaşkınlıkla) göreceklerdir.

İşin “enerjiler” yanını bir kenara bırakalım, olaya pratik açıdan yaklaşalım: Erkeklerin ezici çoğunluğu kendilerini “rahat” hissettirebilen kadınları vazgeçilmez bulurlar. Bunun gerisinde her erkeğin özünde bir ölçüde bulunan ve değiştirilmesi imkansız olan benmerkezci yapı ve kendi yarattığımız hayatlardaki yorgunluğumuzdur. Yani bir kadın “çaktırmadan” uyum gösterirse aslında “uyan” olmaz, kısa sürede “yöneten”e dönüşür... çünkü ilişkiler de bir arz/talep dinamiği içerirler. Vazgeçilmez olan belirler!

Sözün özü: İstenen türde bir ilişki yaratmak adına yapılması gereken bildik “mutluluk modellerini” inatla empoze etmek değil; yeni açılan kapıdan ürkmeden girip biraz beklemektir.

27 Aralık 2017
Sevdiğimden kötü muamele görüyor ama ayrılamıyorum
(...) Erkekler ayrılığı neden kolay atlatiyor. Keşke erkek olsaydım diyorum bazen. Bizim başkasına duygu hissetmemiz onlarınki gibi kolay olmuyor. Bunu nasıl aşabilirim bilmiyorum. Sizce ne yapmalıyım?

YANIT
“Erkekler daha kolay atlatiyor.”
Hayır, erkekler daha kolay atlatmazlar. Erkekler sadece duygularını daha fazla gizlerler.

“Bunu nasıl aşabilirim”
Bu kötü durumu aşmaya hazır olacak kadar acı çektiğinizde gerçekten aşmayı isteyecek, gerekenleri yapacak ve aşacaksınız.

“Sizce ne yapmalıyım?”
Aslında yapılacak şey ortadadır. Yapılması gerekenin bu kişiye yüz vermemek olduğunu ister eğitimsiz birine, ister bir akademisyene sorun; yanıtlar aynı olacaktır.

Bu olağan tavrı sergileyememe nedeniniz ise ataerkil kültür tarafından hatalı doğrulara yönlendirilmeniz; ya da bazı gerçekler öğretilmeyerek yetiştirilmenizdir.

Konuyu açalım:

1- Yönlendirildiğiniz hatalı doğrular "yalnızlık" adlı gerçek dışı kavram;
2- Öğretilmeyen kavram ise "ben ve kendim" bilincidir.

Bu iki şıktan birinin varlığı, diğerinin yokluğu hatalı ilişkiler kurmanıza neden olur.

1- Yalnızlık
Yalnızlık diye bir şey yoktur. Yalnızlık, madde evreninde yaşarken asla değiştiremeyeceğiniz doğal, olağan ve trajedi olmayan bir durum, bir konumdur. Bunun kanıtı yalnız doğup, yalnız ölmektir. Oysa ataerkil kültür yalnızlığı bir hata, bir kayıp, bir eksiklik, bir noksan yani çok acı verici bir durum olarak empoze eder... ve insanlar yalnız olamazlar.

Yalnızlık bilincinin gelişmesi kişiyi yapyalnız kılmaz; bilakis çevresindeki insanlarla sağlıklı, reel, gerçek, dengeli, ilişkiler kurmasını sağlar. Yönlendirici duygu korku olmayınca tüm ilişkiler "olması gerektiği gibi" kurulur, herkese "ederi kadar değer" verilir.

2- "Ben ve kendim" bilinci
Bu bilinç ise insanın en yakınının kendi olduğu ve ilk başta kendini -aşırı hayranlığa kapılmadan- sevip, saygı duyması gerektiğidir. Unutulmamalıdır ki herkesi en çok kendi sever, korur, anlar ve herkese en fazla kendi yardım eder.

"Yalnızlık" adı verilen doğal konumu doğru yorumlamış ve "ben ve kendim" bilincini geliştirebilmiş bir insan için ilişkiler hayat tarafından gönderilen bir hediye sepetindeki şampanyadır. Zevkle, tadına vararak içilir, bitince bardaklar yıkanır, yerine konur, istenirse şişe hatıra olarak, şamdan şeklinde kullanılır.

Partnerinden -ondan kötü muamele gördüğü halde- ayrılamayan, ayrılsada unutamayan, bu halini "aşırı aşık olmak"(!) şeklinde açıklayan kişiler ise büyük bir hatanın içindedirler... çünkü gerçek aşk kırılır. Küser. Vazgeçer. Uzaklaşır.

Paganistseniz “doğa ana”, mütedeyyin biri iseniz Allah, atesitseniz öz-yapısal bir özellik/güç, aşkı ve aşığı korumak adına yaratmıştır bu “kırılınca uzaklaşma” tepkisini. Aşk, acı değil; mutluluk ortamıdır. Aşk ilişkisinde acı varsa KESİNLİKLE yapılan bir hata var demektir. Aşk, kişinin hatalı davranışlarının olup olmadığı hakkında bir ölçüm birimi olarak görülebilir.

Sözün özü; kötü davranış sonrası partnerinden uzaklaşamayan kişilerin hislerinin aşk olduğu kuşkuludur; çünkü "yalnzılık" kavramı empoze edilmiş, "ben ve kendim" bilinci verilmemiş insanların hissettiği bağımlılık duygusu sıklıkla aşk ile karıştırılır.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Makaleler    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -