Majikal Eğitim | Pozitif Enerji Eğitimi
Kuantum/Maji Eğitimi | Astroloji Eğitimi
ve DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>
BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN >>

"Kuantum / Maji" Eğitimi Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

KUANTUM

SORULAR ANA SAYFA | Maji | Astroloji | Fal / Tarot | Kuantum | Ezoterizm | Müslümanlık | Pozitif/Negatif Enerji | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi
İlişkiler | Özel İlişkiler | İş Hayatı | Janus

SORULAR

14 Mayıs 2018
Ruhlar, cinler, varlıklar ve Kuantum Mekaniği
araftan bir ruhun kizima zarar vermek için geldiği söyleniyor >>

30 Nisan 2018
Kuantum ortamında bakmaktan kasit nedir
konunuzda atom alti olasiliklara bakarak onlari seçebilecegimizi söylemissiniz >>

27 Nisan 2018
Paralel evrenler
Paralel Evren sence gerçekten var mi?

19 Nisan 2018
Ölçüm; Berkeley, Bohr ve Stapp
Kimsenin duyamadigi bir anda ormanda bir agaç devrilse ne olur? Birileri onlari görmezse veya duymazsa nesneler var olmayi birakirlar. >>

18 Nisan 2018
Hafiza kaybı
Büyük oranda hafiza kaybi yasayan biri, yani geçmisinin çogunu hatirlamayan biri..hayatindaki sorunlari yaratan hatali inanç ve düsüncelerden arinir mi? >>

16 Nisan 2018
(Bu soru, Kader ve kuantum ölçümü başlıklı soru ile ilgilidir.)
Bebeklerin/çocukların yaşadığı olumsuzluklar, reenkarnasyon, kuantum
5 yasindaki çocugun anne babasinin ''ya çocugumun basina böyle bir olay gelirse, ne yaparim ben'' korkusu ve çocuklarini koruyamayacaklari inanci midir bunu yasatan? >>

2 Nisan 2018
Kader ve kuantum “ölçüm”ü
Eger kendi kaderimizi beyin titresimlerimiz ile yönlendiriyorsak, 5 yasindaki bir çocuk tecavüz edilip öldürülüyorsa o da kendisi mi yönlendiriyor bu kaderi?

26 Mart 2018
Deja Vu
dejavu nedir? Aynı hayatı üst üste mi yaşıyoruz. neden?

22 Aralık 2017
Bu dünyadaki kötülügün kaynagi?
Dünya da aci çeken insanlar (ama asiri olanlardan bahsediyorum burda, Afrikada ki çocuklar, bir sürü kisinin tecavüzüne ugrayanlar, çok ama çok fakir olanlar vs) neden bu haldeler ve neden bu sürekli devam ediyor( nerdeyse insanlik kadar eski)? Güzel düsün güzel olsun>>

15 Aralık 2017
Doğaüstü aleme kanıt var mı?
Dogaüstü bir alemin var oldugunu kanitlamanin bilimsel bir yolu var midir?

12 Aralık 2017
İnternetten arkadaş edinme.
sizin bu internet vesilesiyle kurulan arkadasliklar konusunda bir yazınız vardi. gozlerden alinan enerjinin yerini kelimelerin tutamayacagindan bahsediyordunuz. >>



YANITLAR

14 Mayıs 2018
Ruhlar, cinler, varlıklar ve Kuantum Mekaniği
ilk kizim 4 yasinda iken yani 12 yil önce her gece rüyalarindan çiglik atarak uyaniyor ve sleep terror olarak adlandiran olayi yasiyordu. Ikinci kizim daha bebekti benimle ayni odada yatiyordu ama büyük kizim odasinda tek yatiyordu, isler o kadar çigrindan çikmisti ki bir gece babasinin kizimi banyoda havlu ile bogarken görmeme kadar gitti, bir gün uykusuzluktan isyerinde sikayet edince bana bir is arkadasim kaçinci katta oturdugumu söyledi ben 12. kat deyince bana korkmamami kuzeni ve kendisine bir süredir 12. katta bir kiz çocuguna yardim etmelerine yönelik telkin geldigini söyledi ve kizimin adini telefonda kuzenine verdi. neler oldugunu sordugumda bana araftan bir ruhun kizima zarar vermek için geldigini ancak yaptiklari telkinlerle gittigini söyledi gerçekten de kizim o günden sonra bir daha bu olayi yasamadi. is arkadasim bu olay için para falanda almadi sadece 1 lira ver senden çiksin dedi, bu olayin ne kadar etkiledigini anlatamam kizim su anda 16 yasinda ve bize karsi çok soguk özellikle babasindan nefret ediyor (bunun en büyük sebebi babasinin alkol sorunu ve bana karsi siddeti ). bu olay neden kizimin basina geldi ve etkileri kalmis olabilir mi?

YANIT
Bizler bir insanın ya da grubun yaptığına inanılan bir eyleme ters yönlü sözler etmek istemeyiz. İnancımıza göre eleştiri NE celb eder. Ancak doğrudan soru sorulduğunda -mutlak gerçekleri yansıttığı benzeri bir iddiamızın olmadığını belirterek- öğretimiz hakkında bilgileri dile getirmek zorunda kalırız.

Bizim inancımızda popüler kültürde cin olarak adlandırılan varlıklar kuantum uzay zaman dokusunda yer alan bazı parçacıklar ile beynin “evlenmesi” sonucu var edilirler. Eğitimimizde bu konuda açıklama -örneklenerek- verilmektedir. Yani herkes kendi cinini hayaletini yaratır; buna inanmayan kişiler ne kadar arasalar da cin/hayalet/hortlak/varlık bulamazlar.

Sizi kesinlikle tenzih ederek, izninizle sözlerinizi kullanayım ve “ortaya” konuşayım. Böylece birçok kişiye önemli bilgiler aktarılacak olabilir:
- ”sleep terror olarak adlandiran olayi yasiyordu.”
- özellikle babasindan nefret ediyor
- bunun en büyük sebebi babasinin alkol sorunu
- bana karsi siddeti

sözleri bir beyin yapısının içini apaçık göstermektedir. Tabii ki kesin değil sözlerim, ancak bu şekilde konuşan bir kişi “bir ihtimal” diyeyim, yaşamına sürekli NE envoke etmektedir.

Eğitimin “danışmanlık” süreci öğrencimin yaşadığı olayları -ölçüsünde- aktarmasına da dayalıdır ve bu süreçte “Annemden nefret ediyorum, babamdan nefret ediyorum, falanca benden nefret ediyor, filanca falancadan nefret ediyor” benzeri cümleler kurabilirler. Bu gibi durumlarda sürekli söylediğim bir söz vardır: “Nefret sözcüğünü her kullandığınızda NEyi davet etmiş oluyorsunuz; çünkü kelimler daima ya bir duyguyu yaratırlar, ya da var olan duyguyu güçlendirirler. Bu yüzden bazı kelimeleri (örneğin küfürleri) kullanmamak bile NE celbini engelleyici olabilir.”

Evrenin herkesin kendi seçimi doğrultusunda kendi tarafından yaratıldığı, bilimsel ortamda, yani laboratuvar deneyi ile kanıtlanmıştır. Bu yüzden “neye inanırsan onu yaşarsın” sözü cahilce bir özlü söz değil, bir bilimsel veri sayılabilir.

Bohr ve Heisenberg benzeri Nobel ödüllü bilim adamları ölçümün (evreni yaratan bakışın) kişi yönetiminde olsa da, rastlantısallık içerdiğini öne sürerler. Oysa Wigner, von Neumann ve Stapp benzeri -yine Nobel ödüllü- bilim adamları seçimin tamamen, bütünüyle, kesin olarak insanın kişisel bilinci ile var edildiğini formülize etmişlerdir ve teorilerini destekleyen düşünce deneyleri de vardır. Yani her iki görüşte de evren kişinin kendi tarafından yaratılmaktadır; ama bu yaratılış kimi bilim adamlarına göre ölçüm temelinde, kimilerine göre seçim temelindedir. Nasıl düşünürseniz evreninizi ona göre yaratırsınız.

Bu çağda yaşayan insanların yaşamın gizlerini anlamak adına ellerinde büyük bir fırsat vardır; o da kuantum mekaniğidir. Bunun yerine cinci, hoca, majisyen, hatta -psikolog arkadaşlarım bana darılmasınlar- psikolog gezmek1, internetten kimin yazdığı belli olmayan yazılar okumak, belki de çok akılcı bir tutum değildir. Unutmamak gerektir: Anlattıklarıma inanıp “Evet, bu derdi başıma ben inancımla açtım” deme adımı atamayan hiç kimse ikinci aşamaya (yani “Madem ki her gerçekliği ben yaratıyorum, bundan sonra harika şeyler yaratacağım” düzeyine) gelemeyecektir. İnsanoğlunun -bizler dahil- uzmana/adepte/hocaya/şuna-buna ihtiyacı yoktur aslında. Herkese “doğallık ve kişinin kendi” yeterlidir.

1Psikologların değerli kişiler olduklarına -tüm dürüstlüğümle söylüyorum ki- büyük inancım vardır. Hepsi de zorlu bir akademik eğitimden başarı ile geçmiş, birikimli kişilerdir. Sempatizasyon ilişkisi noksanının kaynağı psikologların bizatihi kendileri değildir.

30 Nisan 2018
Kuantum ortamında bakmaktan kasit nedir
kuantum bölümünde esevresizlik baslikli konunuzda atom alti olasiliklara bakarak onlari seçebilecegimizi söylemissiniz fakat anlamadigim sey burada bakmaktan kasit nedir acaba yardim edebilir misiniz ?

YANIT:
Ölçmekten kastedilen basbayağı bakmak, bakmaktan kastedilen ise gözler ile bakmaktır. Olayın nedenselliği ise fotonlara bağlıdır. Görme denilen olay EM enerjinin “ışık” adlı dalga boyunu taşıyan fotonların gözlerden girişinden başka şey değildir.

“Bilincin EM Teorileri”ne (Electromagnetic theories of consciousness) göre beyindeki EM alan bilincin kaynağıdır. Yani beyinde de fotonlar vardır ve bunlar bilinci meydana getirirler. Hissetmek, hatta düşünmek bile fotonlarla ilgili olduğu için tıpkı bakmak gibi dalga fonksiyonunu çöktürecektir.

27 Nisan 2018
Paralel evrenler
Paralel Evren sence gerçekten var mi?

YANIT:
Paralel evrenin bence olup olmamasının yani kişisel görüşlerimi geçelim; paralel evrenler bilim bazında, Max Tegmark benzeri ünlü teorik fizikçiler tarafından kabul gören gerçeklerdir. Eğer siz doppelganger’inizi armaktaysanız, büyük olasılıkla -bence- o da sizi aramaktadır. Ancak decoherence (eşevresizlik) gerçeği olmasa ve bir şekilde yollarınız kesişse, söz konusu buluşma ikinizi ne ölçüde mutlu edecektir? Bu sorunun yanıtı için Coherence adlı filmi izlemenizi öneririm.

Kişisel yorumum için ise 2- Yaratılan Evrenler adlı yazımın son bölümünü okuyabilirsiniz.

19 Nisan 2018
Ölçüm; Berkeley, Bohr ve Stapp
"Kötü olaylar, kötü seyleri görecek gözle bakanlarin dünyasinda olur" diyorsunuz. Gerçegi sadece bakmamiz (ölçüm) meydana getiriyor.
1685-1753 yillarinda yasamis George Berkeley'in bilindik bir sorusu var:
Kimsenin duyamadigi bir anda ormanda bir agaç devrilse ne olur?
Berkeley'e göre gözlemlenmeyen seyler var olmaya da son verir.
Birileri onlari görmezse veya duymazsa nesneler var olmayi birakirlar.
Berkeley'in ve sizin görüsünüz ayni seyi mi anlatiyor acaba sanki?
Tesekkürler, sevgiler, saygilar.

YANIT:
Evet, tam da öyle. (Bu arada merhaba.:)

Söz konusu “gerçek ölçüme dayalıdır” şeklinde basitleştirilebilecek kuantum modeli Nobel ödüllü fizikçi Neils Bohr'a aittir; “Kopenhag Yorumu” adını alır. Çift Yarık Deneyi (Young Deneyi) ile kanıtlanmıştır. Ancak unutulmaması gereken, gerçeğin nasıl oluştuğu (olasılıklardan hangisinin, nasıl gerçeğe dönüştüğü) ile ilgili başka modellerin de bulunduğudur.

Örneğin Many Worlds yorumuna göre ölçüm gerçeği belirler… ama diğer olasılıklar (süperpozisyonlar) çökmezler! Paralel Evrenler olarak varlıklarını sürdürürler. Ünlü fizikçi Max Tegmark'ın açıkladığı gibi "siz bir yolda ilerlerken önünüze gelen kavşakta sağa dönseniz de, doppelganger'ınız (paralel dünyadaki ikizinin) sola dönmüş olabilir."

Orch OR yorumu ise gerçeği bilincin çöktürmediğini, çöküşün bilinci yarattığını savunmaktadır.

Kopenhag Yorumu kapsamında dalga fonksiyonunun kuantum sisteminin tüm bilgisini içerdiği görüşü hakimdir. Oysa Henry Stapp “bilginin sadece matematik bir teoriyi içerdiğini, parçacıklar ve alanlar tarafından var edilmiş GERÇEK DÜNYAYI içermediğini” öne sürmüştür; ki, kişisel görüşüm de bu merkezdedir. Yani Schrödinger’ın denklemi ve Kopenhag yorumu, gözlemcinin önemini vurgulayarak büyük bir devrim yaratmış olsalar da, yüzlerce yıllık (Newton ile ortaya çıkan ve ataerkil kültürün üzerine kurulduğu) klasik fiziğin saltanatını yerle bir etmiş sayılsalar da, Kopenhag modelinde de matematik fomüller bilinçli insanın bilgisinin yerini almıştır. Stapp benzeri dehalardan sonra Kopenhag yorumu özellikle 20. yüzülün ikinci yarısında tartılışmaya (bir anlamda geliştirilmeye) başlanmış, ölçüm adlı kavramın yerine salt "insanın özgür seçimi" (insan ve hayvan bilinci) konmaya başlanmıştır.

“Dalga fonksiyonu sadece insan bilinci alternatif kuantum olasılıklarının (süperpozisyonların) arasından seçim yapınca çöker” (Wikipedia - Stapp). Bu sözlerin anlamı ise evreni, HER KİŞİNİN kendi dünyasında CANININ İSTEDİĞİ GİBİ YARATTIĞIDIR!

18 Nisan 2018
Hafiza kaybı
Merhabalar. Büyük oranda hafiza kaybi yasayan biri, yani geçmisinin çogunu hatirlamayan biri..hayatindaki sorunlari yaratan hatali inanç ve düsüncelerden arinir mi? Eger arinir ise bu geçici midir?

Bir yakinima Ekt (Elektrosok) tedavisi uygulandi ve mesleki bilgilerinden, arkadaslarina kadar hiçbir seyi hatirlamiyor. Bu durum onun yararina olabilir mi?

YANIT:
Yakınızın yaşadığı şanssızlığa gerçekten üzüldüm. Umarım yakında her şey düzelir. Ancak hafızası bir bebeğinki kadar silinmediği (sıfırlanmadığı) ve de bambaşka bir kültürde yeniden öğrenmeye başlamayacağı koşullarda çekeceği enerjinin yapısının değişeceğini düşünmek biraz zor.

Beyinlerin senkronize olacağı enerjinin vibrasyon frekansını (örneğin pozitif mi, yoksa negatif mi olacağını) genetik yapı (okültizme göre önceki enkarnasyonlardan bu yaşama aktarılan bilgilerin oluşturduğu beyin yapısı) ve bu yapının çevre ile (içinde yaşadığı kültür ile) kontağı sonucu gelişen thought maps belirler. Yorum denen olayı yaratanlar bu düşünce kalıplarıdır. Yarım bardak suya bakınca bardağın yarısı dolu diye sevinme, ya da yarısı boş diye üzülme şeklinde tezahür eden kararı genetik yapı ve ruh adlı kuantum parçacığı kadar bebeklikten yüklenen bilgiler (kültür) oluşturur. Bunların birbiri ile sentezlenmesi ile “bakış açısı” gelişir.

Kuantum mekaniğinde (Kopenhag yorumunda) kaderi yazan (dalga fonksiyonunu çöktüren) niteliğin “ölçüm” denen özellik olduğu savunulur. Oysa aslında süperpozisyonlardan birini seçen ölçüm değil, ölçümü yaparken etkin olan yorumdur (bakış açısıdır). Bu yüzden Wigner dalga fonksiyonunu sadece insanın bilincinin (yani özgürce aldığı kararın) çöktürdüğünü anlatır. Yani dalga fonksiyonunu çöktüren yorumun frekansı ile süperpozisyonun senkronizasyonudur. Yorum, sadece kendine uygun süperpozisyon ile senkronize olabilir. Bir insanın tüm hafızası sıfırlanmış olsa bile, aynı genetik yapı ve ruh ile aynı ortamda yaşaması sonucu önceki map’leri yeni baştan yaratacağı için yine aynı süperpozisyon ile senkronize olacak, aynı kaderi yaşayacaktır.

Yine de -mesleki bilgi birikimi olmasa da- hatıralar (önceki yaşanmışlıklar) gelecek kararları etkileyebilmektedirler. Bu yüzden bunların silinmiş olması -eğer kişi öncekinden farklı ve görece daha pozitif bir ortamda (belki farklı bir kentte, ya da ülkede) yaşama şansı elde ederse- yeni bir adım atmasına (yeni thought maps yaratmasına) neden olabilir.

Aslında kanımca yaşadığınız şanssız durum okültizm/bilim ortaklığı açısından önemli bir laboratuvar deneyi kapsamında... Bu açıdan -söz konusu konulara merakınız varsa- gözlem yapmanızı ve edindiğiniz bilgileri kendi yaşamınıza değerli veriler olarak aktarmanızı öneririm.

16 Nisan 2018
(Bu soru, Kader ve kuantum ölçümü başlıklı soru ile ilgilidir.)
Bebeklerin/çocukların yaşadığı olumsuzluklar, reenkarnasyon, kuantum
Sevgili Janus,
Öncelikle sitede soru cevap bölümünün açilmasina çok sevindim. Vakit ayirip pek çok kisinin aklindan geçen sorulara gayet detayli yanitlar verdigin için çok tesekkür ederim. Geçenlerde yanitladigin bir soru bende yeni bir soru olusturdu. Soruda, '' 5 yasindaki bir çocugun tecavüze ugrayip öldürülmesi, kendi yönlendirdigi kaderinin sonucu mu?'' diye sorulmustu.
Bu soruya vermis oldugun yanita istinaden kafama takilan su oldu. Çocuklar korkulardan ve negatif bakis açilarindan henüz uzak olduklari bir yasta, 5 yasinda tecavüz ve öldürülmek gibi bir inanci tasiyabilir mi? Yoksa aslinda bu inanci tasiyan ebeveynleri midir? Yani aslinda 5 yasindaki çocugun anne babasinin ''ya çocugumun basina böyle bir olay gelirse, ne yaparim ben'' korkusu ve çocuklarini koruyamayacaklari inanci midir bunu yasatan?
Sevgiler,

YANIT:
Merhaba değerli dostum,

Önemli kararlarıma katkısı bulunan nadir bir kişinin sorusunu yanıtlamak farklı bir heyecan veriyor bana.

Öncelikle “Yoksa aslinda bu inanci tasiyan ebeveynleri midir? Yani aslinda 5 yasindaki çocugun anne babasinin ''ya çocugumun basina böyle bir olay gelirse, ne yaparim ben'' korkusu ve çocuklarini koruyamayacaklari inanci midir bunu yasatan?” şeklindeki yorumun ile yine çok güzel bir noktaya dikkat çektiğini vurgulamak isterim. Korku, korku duyan bireyin kendi kadar, çevresini de etkileyebilen bir frekanstır; kaderin oluşumunda çok önemli bir faktördür. Bizlere göre korku bir duygu değil, dinsel literatürde "ifrit" olarak isimlendirilen negatif bir varlığın kendidir. Korku duyan, bu varlık tarafından obsede edilmiştir. Bu yüzden cinden, hayaletten korkan herkes cin/hayalet adlı teatral bir kimlik değil, gerçek anlamı ile zarar verici bir metafizik yapı tarafından çoktan sahiplenilmiştir. Korkudan arınan, cinden arınır. Basittir formül.

Ancak kader adlı fenomenin oluşumu -büyük payı olsa da- sadece korku faktörüne bağlamak hatalıdır. Kader, bu sayfada kısıtlı şekilde yansıtılan bilgilerden daha girift bir kuantum durumu içerir; çok farklı şartların/gerçeklerin sentezlenmesi ile meydana gelir. Spesifik olarak çocukların başına gelen talihsizliklerden söz ederken bu farklı gerçekleri de dile getirmemiz gerekecektir.

1- Çocuklarla ilgili olumsuz olaylara bu olayı “gören göz”ün (yani "Kopenhag Kuantum Yorumu"na göre, ölçümü yapan bilincin) dahli vardır. Şanssız çocuğun anılan durumla karşılaşmadığı milyonlarca süperpozisyondan en kötüsü o durumu gören kişi ya da kişilerce seçilmiş, realize edilmiş, var edilmiştir. Ölçüm, tam olarak budur. (Pozitif bakış açısının önemi böylece bir kez daha ortaya çıkmış olmaktadır.) "Many Worlds Kuantum Yorumu"na göre ise realize olmayan sürperpozisyonlar var olmaya devam ettiği için şu anda o çocuğun başına gelen durumun aynısının paralel evrenlerin birinde senin, benim, ya da bu satırları okuyan herkesin başına gelmiş olma ihtimali vardır.

[Bilirim ki, bu bilimsel gerçekleri anlamak ve sindirmek kolay değildir. Kuantum mekaniğinin ortaya çıkma yılını kabaca 1920 olarak benimsesek, ülkemizdeki popüler (halka yansıması) geçmişine on yıl versek, bu sayfayı okuyan en genç kişinin de 20 yaşında olduğunu varsaysak, en taze (temiz) beyni olanın bile en az on yıl boyunca farklı şekilde koşullanış beyni bulunduğu ortaya çıkacaktır.]

2- Çocukların başlarına gelen olaylarda birçok yazımda söz ettiğim şans faktörü bulunabilir (önüne geçilemeyeceği varsayılan bu gerçek Yunan mitolojisine baş tanrı Zeus’un bile yenemediği şans tanrıçaları Moira’lar olarak yansımıştır).

Ancak hemen eklemek isterim: Henry Stapp benzeri teorik fizikçiler “şans” adlı bir durumun asla bulunmadığı, her şeyin insan bilincinin yönetiminde olduğu hakkında kuantum modelleri öne sürmekte, bu hipotezlerini formüllerle desteklemektedirler.

3- Çocuklar ise dünyaya mutlak olarak pozitif enerji ile gelmezler. Eğer bu düşünce gerçek olsa, yani bebekler birer melek olarak doğsalar, reenkarnasyonun gerçeğinin hiçbir anlamı yok demektir. Önceki yaşamlarda edinilen birikimler yeni yaşama aktarıldığına göre bebekler de bazı öncel kazanımlarla (pozitif ya da negatif enerji ile) doğmuş olmalıdırlar. Bebek, yeni var olmuş bir mükemmellik değildir. Son nefesini verene dek -olumlu ya da olumsuz yönde değişecek olan ve geçmiş yaşamların izi ile yüklü- bir temel gerçek, yani "ruh" taşımaktadır. Değim yerinde ise "eski ruh, yeni bir eğitim sürecinin ilk sınıfındadır".

Yine de altını çizmek isterim ki bebeklerde farklı bir “saflık” (işlenebilirlik) dokusu da bulunur. Bu durum her ruhun yeni hayatında bir değişim (evrimselleşme) şansı ile doğduğunu göstermektedir.

Bebeklerin de bir ölçüde NE enerji taşıyor olabileceklerinden söz edince önemli bir noktaya vurgu yapmak gerekir: Negatif enerji taşıyan kişilerin kötü insanlar olduklarını düşünmek büyük hatadır. Kötülüğün -bilinçli zarar verme reaksiyonunun- vibrasyon frekansı farklıdır. Kötülük, sonradan çekilen bir enerji değil, bir yapıdır. “Enerjinin çekilmesi ile oluşan değişim” şeklinde bir durumun bulunması, enerji çekilmeden önce yapının farklı olduğunun kanıtıdır.

İşin ilginç yanı ise NE’nin en çok hassas, kolay incinebilir, algısı ve değerlendirme yeteneği yüksek, hatta aşırı zeki kişiler tarafından celp edildiği gerçeğidir! Beynin bilişsel gelişimi arttıkça NE celp etme olasılığı da fazlalaşmaktadır.

Buraya dek konuşulan bilgiler sonucu, izlenen olumsuz olayların gerisinde;
- Çevre ya da bireyin kendi tarafından celb edilen korku duygusunun özgün kader üzerindeki yıkıcılığı,
- Böyle bir olayın aslında olmadığı, sadece bakan tarafından kendi evreninde yaratıldığı,
- Şans adlı bir mekanizmanın varlığı,
- Geçmiş yaşamlardaki hatalar nedeni ile olumsuz bir kadere çekilme
gibi nedenler bulunduğu söylenebilir.

[Fizik bilimi ile ilgili reel mekanizmaların göz ardı edilmesi, bunlara duygusal rötuşlar yapılması, olayların gerisinde gizem ya da "baskıcı despot tanrıların ruhaniliği" benzeri nedenler aranması enerjilerin celp kurallarını iyi kavrayamamaya ve bu yüzden NE’den gerektiğince sakınmamaya neden olabilir.

Öte yandan, metafizik diye bir şeyin varlığınden giderek kuşku duymak hatalı bir yaklaşım sayılmayabilir. Bizlere göre metafizik, teknik yetersizlikler yüzünden HENÜZ formülize edilememiş fiziktir. İnsan usu -kanımca- çok yakında evrenin kuruluş prensiplerinin olduğu kadar, nedenlerinin de formülünü yazabilecektir. Bu sonuca varıldığında -eğer yeterince pozitif enerji celb edilememişse- yeni bir Tufan beklemek akıl dışı değildir!

Platon’un Critias diyaloğunda Sais papazları Solon’a şöyle demektedirler: “Siz dünyanın tekbir kıyametini hatırlarsınız. Oysa bir çok kıyamet olmuştur.”

İnsanlık, "Kova Burcu Çağı hızı" ile bilim alanında akıl almaz keşiflerde bulunmakta... ancak diğer yandan ciddi ölçüde NE "de" envoke etmekte. Bu görünüm ise "vakitlerin yakın" olduğunu düşündürmekte bana...]

2 Nisan 2018
Kader ve kuantum “ölçüm”ü
Eger kendi kaderimizi beyin titresimlerimiz ile yönlendiriyorsak, 5 yasindaki bir çocuk tecavüz edilip öldürülüyorsa o da kendisi mi yönlendiriyor bu kaderi?

YANIT:
“Kötü olaylar, kötü şeyleri görecek gözle bakanların dünyasında olur” diyerek başlayalım.

Kuantum Kopenhag Yorumu’na göre gerçeği sadece ölçüm meydana getirir. Bu yüzden şu anda arkanızdaki uzay ve içindeki her şey kesinlik içermeyen yapıda, yani dalga fonksiyonu şeklinde dağınıktır; siz bakana dek öyle kalacaktır.

Beyin titreşimleri (beynin vibrasyon frekansı) algıların patternler içinde yorumlanması ile olur. Pattern'ler ise kültürel, inançsal normların baskısı ve genetik yapı ile var edilirler.

Yani hangi aile ve sosyal ortamın kültürü/eğitimi/inancı içinde yaşıyorsanız aldığınız veriler genetik yapınız ile karışır ve beyninizde bazı şablonlar (brain maps) oluşur. Vibrasyon frekansını yaratan bu kalıplardır. Ölçüm, dalga fonksiyonunu “vibrasyonlar kalıbı” denilebilecek ortamda çökmesidir.

Bu yüzden pozitif bakış ile kötü şeylerin yaşanmadığı birçok paralel evren yaratılabilir. Ya da başka bir görüşe göre hayata bakış açısını, yaşam felsefesini (böylece thought formları ve brain mapleri, yani “patteren”ları) değiştirerek envoke edilen pozitif enerji desteği ile mutluluk dolu paralel evrenlere kuantum sıçraması yapmak mümkündür.

Farklı konuda olsa da burada paylaşmak istediğim bir bilgiyi ilgili linkten alıntı olarak yansıtayaım: ”Yaşamakta olduğunuz bu yaşamınızda, önünüzde, geçmiş ve geleceğinizin yer aldığı bir somun vardır. (…) Somunu kaderiniz gibi hayata bakışınızla var edersiniz. Yani bakış açınızla (gözlem/ölçüm biçiminizle) sadece yaşamınızı değil, “yaşamınızın durduğu uzay”daki –geçmiş ve gelecek şeklinde hazır olan- somunu da var edersiniz.”

Somut örnek vermek gerekirse bu soruyu sadece yöneltmenize neden olan frekans yüzünden olumusuz olaylarla yüzleşme oranınız yüksek olabileceğini düşünmek hatalı değildir.

26 Mart 2018
Deja Vu
dejavu nedir? Aynı hayatı üst üste mi yaşıyoruz. neden?

YANIT:
Gelecek ve geçmiş hazır bir yapı olarak önümüz ve ardımızda yer alır. Bu durumu ünlü kuantum bilimcisi Brian Greene önümüzde yer alan “bir somuna” benzetir. Herhangi bir şekilde bir kontak kurmadıkça somun önümüzde bir bütün halinde (akmayan bir zaman biçiminde) durur.

Bu somunu bir film şeridi olarak düşünün. Geçmiş ve gelecekteki tüm olaylar bu şeridin üzerinde yer almaktadır. Ancak film şeridinin izlenen bir film olması için üzerine bir film makinesinden bir ışık düşmesi ve bu ışığın gözlerimizden girmesi gereklidir. Geçmiş ve gelecek hakkında bilgilenmek için de beyinde farklı bir ışığın şeridin (somunun) uygun karesine düşmesi gerekir.

Yaşamakta olduğunuz bu yaşamınızda önünüzde bir somun vardır; ancak bu somun önceki hayatlarınızda karşınızda duran somunla aynı somun değildir. Somunları “da” tıpkı kaderiniz gibi hayata bakışınızla var edersiniz. Yani bakış açınızla (gözlem/ölçüm biçiminizle) sadece yaşamınızı değil, “yaşamınızın durduğu uzay”daki –geçmiş ve gelecek biçimi hazır olan- somunu da var edersiniz.

Yaşamınız boyunca evrim olarak ileri ya da geri gitmediyseniz, yani kimliğinize ve böylece de bakış açınıza fazla katkınız olmadı ise, yeni yaşamınızda çok benzer bir yere çekilirsiniz. Tabiatıyla yaşam modelinizle birlikte somununuz da aynı olur. Bu yüzden geçmiş ya da geleceğe ışık verecek bir beyin çakışınız olduğunda görümler “aynısını yaşanmış” şekilde algılanır. Oysa çakan ışık sadece birkaç kareye düşmüştür; tüm somunu (filmi) izleyebilseniz arada nüans farklarının bol olduğu anlaşılacaktır.

Kimse aynı hayatı tıpatıp iki kez yaşayamaz.

Bu dünyadaki kötülügün kaynagi?
Çogu yazinizi okudum diyebilirim. Merak ettigim en önemli noktalardan birisi de su; dünya da aci çeken insanlar (ama asiri olanlardan bahsediyorum burda, Afrikada ki çocuklar, bir sürü kisinin tecavüzüne ugrayanlar, çok ama çok fakir olanlar vs) neden bu haldeler ve neden bu sürekli devam ediyor( nerdeyse insanlik kadar eski)? Güzel düsün güzel olsun,pozitif enerji gibi konularda dedikleriniz çok iç açici ve gerçekten ise yariyor fakat ben bu kadar 'pozitiflik' içindeyken bu insanlari gördükçe,hatirladikça bu durumu kaldiramiyorum. Onlar da negatif düsündükleri için baslarina bu geliyor olamaz çünkü saydiklarimin arasinda çogunlugu masum çocuk hatta bebek olan insanlar var. Belki de bu yazim veya bu düsüncem bile negatif enerjiye davettir, özür dilerim eger öyleyse fakat elimde degil. Bunu görmezden gelemiyorum çünkü her yerde bu insanlar. Haberlerde,sokaklarda. Sanki tüm ideolojiler,internetteki tüm yazi ve fikirler bizim için söylenmis gibi. Bu insanlari kimse ama kimse umursamiyor. Bunca kokusmuslugun ve pisligin sebebi nedir sizce? Bu negatifligin,habis kötülügün kaynagi nedir? Tesekkürler, iyi çalismalar.

YANIT:
Sorunuz “Acıların nedeni negatif enerji envoke eden hatalarsa neden hayvanlar ve çocuklar bile acı çekiyor?” şeklinde özetleyelim öncelikle.. ve ekleyeyim: Bu soruya vereceğim yanıta inanmak -üzülerek söylemek zorundayım- ki hayli zor. Bu yüzden büyük olasılıkla sizi ikna edici bir yanıt vermemiş olacağım. Buna rağmen bildiklerimi aktarayım.

Ünlü Kuantum bilim adamı David Bohm ve nörobilimci Karl Pribram “holonomik beyin” teorisinde ortaya attıkları hipoteze göre evren bir hologramdır... tıpkı beynin içi gibi! Klasik bilimde yer alan “belli bilgilerin beyinde belli yerlerde oldukları” düşüncesine karşı, devrimci bir görüştür bu.

Hologram “ışık enerjisi ile oluşturulan bir görsellik” demektir. Işık enerjisi ise -adı üzerinde- bir enerjidir aslında, bir elektromanyetik (EM) vibrasyondur.

- EM enerji hologram yaratır.
ile
- Evren bir hologramdır.
şeklindeki iki görüşü birbirleri ile kararsak şöyle bir önerme geliştirilebilir:
- Bize EM radyasyon veriyor olsalar (Matrix 1 filmindeki gibi), bu evrende yaşamasak da, şimdikinden farklı bir evren algımız olmaz.

Bir adım daha ileri gidelim ve soralım;
- Yoksa gerçekten algılarımız bize verilen EM radyasyonla oluşuyor?

Bu günkü bilimsel olanaklarla bu soru ya "Hayır" yanıtı verilememektedir.

Şimdi bir adım geri gidelim ve diyelim ki:
- Bize EM radyasyon vermiyorlar, ama EM radyasyonları biz alıp, beyin yapımıza göre, beynimizin içinde belli hologramlar oluşturuyoruz ve bunları dışarı projekte edip bir evren yaratıyoruz.

Kuantum mekaniğinin temeli zaten “Gerçek, sadece ölçtüğünüz, yani gördüğünüz şeydir” üzerine kuruludur. Siz bakana kadar gerçeklik yoktur, baktığınız anda gerçeği (yani sizin kendi gerçeğinizi), siz, kendinize göre “inşa edersiniz”.

Nasıl gördüğümüz ise beyin yapımıza (huyumuzun, eğitimimizin, dinsel inancımızın, içinde yaşadığımız genel ve aile kültürünün yarattığı hayata bakışımıza) paralel oluşur. Kimsek, öyle görür, kaderimizi de öyle yazarız.

Konumuza gelelim:
Eğer sürekli “Neden bu acı? Bu insanlar hayvanlar neden bu denli acı çekiyor?” kaygıları ile yaşarsanız, çevrenizde acı çeken bir sürü insan ve hayvan olacaktır... ve bu size acı verecektir! Oysa bu "gerçek" sadece sizin beyniniz tarafından yaratılan bir hologramdır, sizin beyninizin evrenidir. Şu anda yanınızda olan kişi, her kim ise, o aslında sizin yanınızdan çok farklı bir yerde, kendi bakış açısına göre oluşturduğu bir evrende yaşamaktadır. Kuantumcuların ünlü bir sözü vardır: “Şu yanından en son geçen sıradan kişi milyonlarca paralel evrenden birinde kuantum mekaniğinde büyük bir isimdir.” Bir paralel evrende bu büyük isim de kişinin kendidir. Yine ünlü bilim adamı Frank Jennings Tipler “Şu anda ben jambalaya karidesi yerken acaba diğer paralel yaşamlarda ne yemekteyim?” diye sorarak espri yapmaktadır.

Peki neden böyle bir evren yaratmakasınız? Kültürel, genetik, inançsal, eğitimsel kalemlerle oluşturduğunuz beyin yapınız ve bakışınız, yarattığınız gerçek üzerinde etkin... ama hepsi o kadar mı?

Bize göre yanıt "Hayır"dır. Aslında gerçeğinizi yaratan sayılan etkenler DEĞİL, sayılan etkenlerle DAVET ETTİĞİNİZ ve aldığınız EM vibrasyonlar (radyasyonlar)'dır. Beyin (hatta kalp) her an EM vibrasyonlar üretmekte ve çevredekileri almaktadır. Bu bilgi okült değil, bilimseldir. Ezoterizme göre ise NE (negatif enerji) de EM radyasyondur ve beyin ile davet edilir.

Sözün özü, negatif gücün size -yapınız nedeni ile- ulaşması ve beyninizi etkilemesi ile yarattığınız evrende acı çekerek onu beslersiniz. Bu bilgiye eriştikten sonra beyin elektriğinizi değiştirirseniz, yanınızdakiler nerede yaşarlarsa yaşasınlar, siz cennet benzeri bir hayata akmaya başlarsınız.

Doğaüstü aleme kanıt var mı?
Dogaüstü bir alemin var oldugunu kanitlamanin bilimsel bir yolu var midir?

YANIT:
Sorunuzu -içerikte yer alan “kanıtlamak” sözcüğü çok zorlu bir kesinliği gerektirdiği için- “Dogaüstü bir alemin var oldugunu göstermenin bilimsel bir yolu var midir?" şeklinde sorarsak yanıtım “Evet var; bu yol da bilim, yani kuantum mekaniği...” şeklinde olacaktır.

“Doğa üstü alem” olarak nitelenen, madde alemi ötesinde var olduğu varsayılan, okültizmde “astral” şeklinde adalandırılan söz konusu alemin “kuantum uzay-zaman geometrisi”nden başka bir yer olmadığı kısa süre önce anlaşıldı; çünkü majikal çalışmaların (yani beyin vibrasyonları ile kuantum ortamında embed gerçekleri yönetme olayının) gerçekleştiği yerin kuantum uzayı olduğu Orch OR yorumu ile ortaya çıktı. (Detaylı bilgiyi KUANTUM ve GİZLER EĞİTİMİ’nde vermekteyiz.) Majinin bir anlamda nedenselliği, nasıl işlediği, hatta gerçekliği ortaya çıkmıştı bu yorumla.

Bunun ötesinde yine kuantum mekaniği ile doğa üstü bir alemin olmadığı; oysa doğa üstü denilen alemde yaşamakta olduğumuz, madde sandığımız alemin gerçek olmadığı hakkında onlarca -kanıt denilebilecek- bilgilere varıldı ve farklı teoriler geliştirildi.

“Holografik Evren” bunlardan aklıma gelen ilki... Bu teori “madde evreni” (dünya, uzay, planetler, yıldızlar) sandığımız ortamın aslında iki boyutlu bir “yerden” yansıyan bir hologram olduğunu göstermekte!..

İkincil olarak verebileceğim örnek Richard Terrile’in baş savunucusu olduğu “gerçek varlıklar değil, bir bilgisayar programının sanal karakterleri olduğumuz” hakkındaki “Simülasyon Hipotezi”... Bu konuda Hollywood yapımı bir film izlemek isterseniz 1999 yapımı The Thirteenth Floor adlı filmi önerebilirim.

Bu iki -sınırları ciddi ölçüde zorlayan- varsayımı bir kenara bıraksak bile, kuantum mekaniği ile “Gerçek diye bir şeyin olmadığını, gerçeğin -tıpkı Simms City oyunundaki gibi- sadece baktığımız yerde, (bakışımızla, bakış biçimimizle) oluştuğunun” ortaya çıktığını görürüz. Einstein bile kabul edemedi bu durumu, “Ben bakmayınca Ay’ın orada olması gerekir” dedi... ama Bohr’ın haklı olduğu kanıtlandı. Şu anda arkamızda olan duvar, ya da odanın arka bölümü -biz bakmadığmız için- yok.

Kuantum mekaniği alanında ilerleme öylesine yüksek ivmeli ki, Bohr’un (Einstein’ın inanamadığı) “Kopenhag Yorumu” (yani “gerçeği ölçme yaratır” şeklindeki hipotez) artık biraz “demode” sayılmaya başlandı. Esprili bir dille “Modern olanlar” diyebileceklerimiz ise Orch OR, Quantum Mind (özellikle David Bohm'un "Implicate Explicate Order"ı), Many World Theory hipotezleri. Ve altını çizerek ekleyeyim: Pop kültürde sıklıkla dile getirilen "elektrik aldım" sözcüğünün gerçeklere gönderme yapıyor olabileceğini gösteren Matthew Fisher'ın "aksiyon potansiyelinin (bir anlamda beyin elektriğinin) süperpozisyonlar (yani bir çeşit bilinç ve kader olasılıkları) taşıdığı"nı gösteren teorisi...

Kuantum ortamında çok farklı yerlerden çıkan farklı teoriler hep aynı yere gönderme yapıyor: Yalan sanılan madde ötesi alemin gerçek, somut madde sandığımız ortamın aslında yalan (sanrı) olduğu... yani madde ötesinden "buradan" başka yer olmadığı!

Farklı açıdan bakalım: Madde ötesi alem, eğer genelde algılanmakta olduğumuz gibi “Başka bir yer” ise bile, okültistlerce empoze edildiği gibi esrarengiz, gizemli, bilinmezlikle dolu, nedensellikten yoksun yasalarla var olan bir yer değil; yapısı farklı olsa da, gerçek fizik formülleri ile işleyen, ya da anlatılabilecek yapıda bir ortam.

Toparlayalım: Yüzıllarca okültistler, efsuncular, büyücüler, simyagerler vb. gerçek olayları veri yetersizliği ve kendi bilinmezlik hayranı kafa yapıları nedeni ile “tiyatro ortamında” kullandılar. Yani gerçek bilime biraz isteyerek, biraz mecburen kılıflar giydirdiler. Kuantum mekaniği (çağdaş bilim) ise işin tiyatro kısmının gereksizliğini gösterdi ve giderek hepsini formülize ediyor.

Bu gidişle iki yüz sene içinde Tanrı da formülize edilirse; böylece bilim adamları, okültistler, ateistler, mütedeyyinler vb. gibi farklı düşüncelerdeki kimseleri bir araya getiren ikinci bir Altın Çağ başlarsa şaşmayacağım.

İnternetten arkadaş edinme.
merhaba, sizin bu internet vesilesiyle kurulan arkadasliklar konusunda bir yazınız vardi. gozlerden alinan enerjinin yerini kelimelerin tutamayacagindan bahsediyordunuz. bu cinsellik icin mantikli. ama bir arkadas ariyorsaniz gormeye gerek var midir? biz zaten insanlarin karakterlerini severiz dis gorunusu ne olursa olsun annemizi sevdigimiz gibi. ki hele seks unsuru iki insan yanyanayken bircok kusuru orten bir sey. acikca gozu kor eden bir sey. ciddi platformlarda sadece konusarak birbirini tanimaya calisarak kurulan bir iliski seksin yanilticiligi olmadan daha saglikli degil midir? yanlis mi dusunuyorum?

YANIT:
Bizlere göre annenizi sevme nedeniniz de karakteri değil, ondan yayılan elektromanyetik (EM) frekanslarla uyumunuzdur. Bütün ilişkiler EM dalgalarla kurulan quantum entanglement (kuantum dolanıklığı) temelindedir.

İnternette paylaşılan kelimeler aracılığı ile de bir ilişki kurulabilir; ancak bu ilişkide gerekli dolanıklık -EM vibrasyon hissedilemediği için- yoktur. Kurulan bağ, kelimeler aracılığı ile iletilen bilginin alıcı tarafından onaylanması ya da reddedilmesine paralel gelişen neural pathways (sinirsel yolaklar)'dir. Verilen bilgi hatalı ise (kişi aldatıcı ise, yalan söylüyorsa, abartıyorsa vb.) ve bu bilgiler alıcı tarafından onaylanırsa, yolak alıcının yapısına (beyin vibrasyonlarına) uygun olmayan bir odak ile kurulur. Yani kelimeler doğal EM dalgaların yerine geçerse "doğallık" ortadan kalkar.

Doğallık (doğal seçimi yaratan EM vibrasyonlar) ise kelimelerin tetiklediği akıl enerjisinden çok, seks vibrasyonları içerir. Seks vibrasyonu iki cinsel organın birleşmesine yönlendirmekten çok daha ciddi, derin ve -sinesinde ebeveyn ve arkadaş sevgisi vibrasyonları taşıyacak ölçüde- köklü bir frekanstır. Seks vibrasyonu, hayatı var edici temel vibrasyondur ve aseksüel insanlarda da bulunur. PArtner arzusu olmadığı için kendini aseksüel olarak niteleyen nice insanın karar mekanizmasında etkendir seks vibrasyonları. Cinsel ilişki, bu vibrasyonun sadece bir branşı, görünümü, ya da safhasıdır.

Seks vibrasyonları hatalı kararlar aldırmaz. Aldırdığı kararlarda oluşan sorunların nedeni ataerkil kültürün bellettiği hatalı doğrular, yani hatalı davranış kalıplarıdır.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Makaleler    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -