Majikal Eğitim | Pozitif Enerji Eğitimi
Kuantum/Maji Eğitimi | Astroloji Eğitimi
ve DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>
BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN >>

Pozitif Enerji Eğitimi Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

EZOTERİZM

SORULAR ANA SAYFA | Maji | Astroloji | Fal / Tarot | Kuantum | Ezoterizm | Müslümanlık | Pozitif/Negatif Enerji | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi
İlişkiler | Özel İlişkiler | İş Hayatı | Janus

SORULAR

4 Nisan 2018
Su ve pozitif enerji
Islam'da cinsel birlesme ya da masturbasyon sonrasi abdest gerekli. Bunun önemi nedir?

28 Mart 2018
Kundalini ve Maji
Kundalini ile majinin baglantisi var midir? >>

28 Mart 2018
Sürekli kendimi burada buluyorum
ne zaman bir çikmazin içine girsem kendimi sitenizde buluyorum >>

23 Mart 2018
Enerjilerden beslenen varlıklar
Bazi kaynaklarda cinsel enerjiden beslenen varliklar oldugundan bahsediliyor. Asli var midir?

23 Mart 2018
Escinsellik dinlerde neden yasak
Escinselligin nedeni nedir ve neden çogu dinde kötülenmistir? >>

16 Mart 2018
Tekrar eden rakamlar ve spirütüalizm
tekrar eden rakamlari sürekli her yerde görmek ile ilgili ne söylebilirsiniz? >>

5 Mart 2018
Anne/baba ile ilişkiler ve kuantum mekaniği
anne babayla sorun yasayanin hayatinda da sorun olur diyebilir miyiz? >>

21 Şubat 2018
Ayaklar, ana tanrıça ve kutsallık
Beyin elektriği bildiğimiz elektrikten farklı mı bilemiyorum ama toprağa basmanın, vücuttaki elektriği attığı söylenir bilirsiniz. Eğer doğruysa bu eylem beyni, özellikle nöromodülatörleri etkiliyor mu? Etkiliyorsa nasıl etkiliyor acaba?

16 Şubat 2018
Yaratıcı, yaratılış, deniz ve bölünme
Ezoterik yapilarda yaratici veya yaradan diye bir seyden söz etmek mümkün müdür? >>

12 Şubat 2018
Erkek kadından türemiş olabilir mi?
Çok sorduk ama laflarınız ilgimi çekiyor. Bu sefer de anaerki ataerkiyi geç desem ideal toplum sizce nasıldır desem??

9 Şubat 2018
El Falı: Kisinin karakterini eline bakarak yorumlamak
Merak ettigim gelecek okuma vs degil kisinin karakterini yapisini eline bakarak yorumlayabilmedir. Tesekkürler. >>

19 Ocak 2018
Şeytan, yılan, Kundalini ve cennet
yartilistaki yasak meyveye/agaca yönlendiren, cennetten kovulmaya sebebiyet veren yilanla(seytanla) kundalini yilani arasinda bir baglanti var midir?

15 Ocak 2018
Bebeklerin enerjisi negatif olur mu?
çocuklugumuzdaki olaylar da bizim ruhumuzun frekansiyla alakaliysa. çocukken, hatta bebekken bile çok kötü bir ruha sahip oldugumuz anlamina gelmez mi?

9 Ocak 2018
(Bu soru, aşağıdaki 8 Ocak 2018 tarihinde sorulan soru ile doğrudan ilgili olduğu için, arada bilgi kopukluğu yaratmamak adına sıralamaya alınmadan yanıtlanmıştır.)
Evren bölünmüşse, iyilik yenikse, iyi olmak imkansız değil mi?
Her sey kotuyse umut yok demektir iyi olmak imkansizdir. Yanlis mi dusunuyorum?? >>

8 Ocak 2018
iyi kavramı nasıl belirlenir, neden?
"iyi" kavramı hangi kriterlere göre belirleniyor? Neden böyle belirleniyor? Çok teşekkür ederim :) >>

3 Ocak 2018
Dogaüstü güçler
Telekinezi gibi Dogaüstü güçler tam olarak nasil elde edilir? >>

21 Aralık 2017
İyilik, kötülük, yaratılış
Küçüklügümden itibaren oldukça merakli biriyim. Tanri, dinler, evren, bilim ve metafizik konularla hep ilgiliydim. Kuantum ve maji iliskisi konusunda okudugum yorumlarina ve sitedeki yazilarina göre seninle paralel düsünüyorum. Tanri nedir? Yaratilisimizin amaci nedir? Iyilik ve kötülük nedir? Bu noktada Anaerkil sistem nedir ve bunlara göre iliskisi nasildir? >>

14 Aralık 2017
Cinler
bir yazinizda cin'iniz oldugundan bahsetmistiniz. bunu daha detayli anlatirsaniz sevinirim. >>



YANITLAR

4 Nisan 2018
Su ve pozitif enerji
Islam'da cinsel birlesme ya da masturbasyon sonrasi abdest gerekli. Bunun önemi nedir?

YANIT
Müslümanlık sadece cinsel ilişki sonrası değil, genelde su ile yakın temasa yönlendiren bir dindir ve paganist olduğumuz halde Müslümanlığa yönelik saygımızı oluşturan onlarca güzellikten biri budur. 1

Su Müslümanlıkta öylesine önem taşır ki, sadece abdest almakla ilgili değildir; kabirlere bile -özellikle definin hemen ardından- su dökülür.

Bazı kişiler söz konusu yakınlığı Müslümanlığın doğduğu coğrafi bölgenin sıcak iklimine bağlarlar; oysa bu görüş hatalıdır. Yahudilik Mısır’da doğmuştur; paganizm, İslam’ın doğuşu öncesi aynı bölgede yaygındır. Ancak iki inanç modelinde de bu denli suya yönlendirme izlenmemektedir.

Suyun -sağlık verici olmasının ötesinde, henüz bilim tarafından bütünü ile onay görmese de- pozitif enerji taşıdığı üzerine teoriler vardır.

  • Masaru Emoto, su kristallerinin çevredeki sübjektif frekansları algılayarak şekil değiştirebildiğini öne sürmektedir. Metal müzik çalınırken moleküller dağılmakta ve düzensizleşmekte, klasik müzik (özellikle Mozart) çalınınca son derece güzel kar tanesi motifleri oluşmaktadır.
  • Jacques Benveniste ve Nobel ödüllü bilim adamı Luc Montagnier’ın araştırmalarına göre suyun hafızası (belki de bilinci) vardır.
  • Bazı bilim adamları (örneğin Francisco R. Villatoro) -“Kuantum ve Gizler Eğitimi”nde hakkında hayli bilgi paylaştığımız- Orch OR adlı kuantum yorumunun temelinde yer alan mikrotübül titreşimlerinin hücrelerdeki su ile ilgili olduğu öne sürmektedirler. Orch OR, dalga fonksiyonunun nasıl çöktüğü hakkındaki yorumlardan biridir. Su ile ilgisinin olması ise süperpozisyon seçiminde (hayırlı olan seçeneğin realize olmasında) suyun rol oynadığı düşüncesini içermektedir.
Bu bilgileri sentezleyelim:
Eğer su,
-bazı bilim adamlarının öne sürdüğü gibi- pozitif enerji taşıyorsa;
eğer su,
-bazı farklı bilim adamlarının öne sürdüğü gibi- dalga fonksiyonunun çökmesine neden oluyorsa,
su içmenin, ya da su ile yakınlaşmanın pozitif enerji ile kontak kurucu özellik taşıdığını öne sürmek hatalı olmaz.

Yıllara dayalı gözlemlerim çerçevesinde yoğun NE altındaki kişilerin az yıkandığını ve/veya az su içtiklerini müşahede ettiğimi de eklemek isterim. Bu yüzden eleman alımı, eş ya da flört seçimi benzeri "yaşamda önemli sayılabilecek roller üstlenen kişiler"in pis kokmayanlar arasından seçilmesi bazı sorunları elemine edecek olabilir.

Müslümanlıktaki abdest geleneği ise bu aspektlerden bakınca hayli anlamlıdır.

1 İnancımıza göre “eleştirerek gelişileceği” düşüncesi hatalıdır. Görüş dile getirmek ile eleştirmek çok farklı iki uygulamadır. Sulh-u salah, yaşama farklı açılardan bakan kişilerin kendilerine ters düşen yanları DEĞİL; diğerinde sempati duyulan, onaylanan, hatta takdir edilen tarafların dile getirilmesi ile oluşturulur. “Ortak nokta” yakalamak ve bu noktalarda kaynaşmayı sağlamak bütünleşmenin en güçlü yoludur.

28 Mart 2018
Kundalini ve Maji
Hocam merhaba, öncelikle burdaki soru sorma agi mesajlasma ortamindan farkli oldugundan verdiginiz cevaplara tesekkür edecek firsatimiz olmuyor. O yüzden sözlerime tesekkürle baslamak istiyorum.

Soruma gelecek olursak; geçenlerde bir arkadasimla majiyle alakali konusuyorduk. Bana majiyi anlamak istiyorsam Aleister Crowley'i okumami tavsiye etti. Ben de Crowley 'nin satanizmle baglantili oldugunu daha önce duydugumdan biraz kulak arkasi ettim açikçasi. Sonuçta satanizm bir negatif enerji yatagi. Ancak daha sonra majiyle alakali söyledigi su sözleri okudum: "Majisyen Tanri ile dolar, Tanri ile beslenir, Tanri ile mest olur. Yavas yavas bedeni Tanrinin içsel durulasmasiyla arinir; gün geçtikçe bedeni dünyevi elementleri dökerek gerçek anlamda Kutsal Ruhun Mabedine dönüsür. Günden güne maddenin yerine Ruh alir, beserinin yerine ilahi geçer, nihai olarak degisim tamamlanir ve adi insan olarak tezahür etmis Tanri olur."

Bu sözleri okuduktan sonra dogu ezoterizmi ve daha nicelerindeki amaç olan "ölmeden önce ölmek", kundaliniyi yükseltmek, tekamülü tamamlamak ile arasindaki baglantiyi görmemek mümkün degil. Sonra düsündüm (Crowley arastirmami henüz tamamlamamis olsam da) hallac-i mansur da bu sebeplerden katledildi. Ibnül Arabi tamamen ayni nedenden olmasa da benzer nedenlerden ötürü katledildi. Batini çevrelerde seyhi ekber, zahiri/ser'i çevrelerde sapkin görüldü. Yunus 'un siirleri uzun vakitler küfür sayildi. Sanirim ataerki anlamadigi, bilmedigi ve dolayisiyla korktugu seyleri seytani kilmayi siar edindi. Toparlayayim... yani tüm bunlardan sonra demem odur ki aslinda maji ögretisi de ezoterik ögreti de temelde ayni midir? Hayvansal egodan siyrilip insan-i kamil olma yolunda tamamen basarilamasa da (ki misir inisiyasyonunda kimilerinin isis inisiyasyonunda kalip osirise geçememesi gibi) bu yolda çalismak midir? Majiyle de kundalini yükseltilebilir mi? Ve de yükseltilmeli midir?

YANIT
Mesajınızdan anladığım üzere majiye bakış açınız klasik (yani genelin olduğu gibi) ve bu bizim anlayışımızla tamamen ters. Ekoller, yaklaşımlar, yorumlar, metotların irdelenmeleri, bunların karşılaştırmalı değerlendirmeleri vb. vb. felsefi kavramlardır. Bu konuları tartışan kitaplar okuyarak maji değil, düşünce (idea) öğrenirsiniz.

Maji ise pratiktir. Özellikle Kabalistler tarafından gizli, gizemli, esrarlı, efsunlu, “büyülü” bir ortama çevrilse de, aslında sadece bu hayatı güzel, eğlenceli, basit yaşamak için gerekli beyin elektriğini olabildiğince KOLAY biçimde yaratmak için kullanılması gerekli bir yoldur. Bu yüzden gerçek bir majisyenin başarısı yaşadığı hayatın rahatlığı ve kimliğinin pozitifliğinden izlenebilir. Büyük laflar ise, her zaman büyük sonuçlar üretmezler.

Kundalini -auralar ve çakralar dahil, pek çok okült konu gibi- hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir teoridir. Kesinlikle hatalıdır zararlıdır benzeri bir düşüncem yok, hint ezoterizmine saygımız büyük; ancak maji ile eski okul okültizmini -ya da kavramsal olarak “derinliği” diyelim- birbirine karmak kolaylığı zorlaştırmak anlamına geldiği için “insan rahatlık arayışı”na atılacak bir darbe olabilir. İsteyen tabii ki istediği metotta çalışır; ancak çoğu kişi ne yazık ki seçtiği yolun bir hobinin vereceği zevkten öteye götürmediğini yıllar içinde anlamaktadır.

Olay, ne kadar basitleştirilirse hem o kadar kullanışlıdır, hem de o kadar günceldir. Güncel olan ise -bize göre- en iyisidir; çünkü güncel olan “yaşamak” ile ilgilidir. Yaşam basittir. Zorlaştıran ise -idealar, izmler, ekoller, felsefeler yaratan ataerkidir.

Kundalini, çakralar, auralar ile kimse okumakta olduğu ve onu mutlu etmeyen bölümünü değiştiremez, gece çalışmak zorunda ise gündüz shift’e atlayamaz (acaba bu konularda sıkıntısı olan iki öğrencim beni okudular ve gülümsediler mi?) Çünkü okült kavramlar kimseye basbayağı, dümdüz, kolayca ve açık şekilde “ne yapacağını” bir türlü söylememektedirler! Kişisel görüşümdür, yanılıyor olabilirim, sadece inancımı söylüyorum: Bence okültizm olarak çevrede dolaşan bilgiler majikal başarıyı engelleyen şeylerdir.

Dahası; -iddia ediyorum- düzgün beyin elektriği olan HERKESİN isteklerinden pek çoğu kendi kendine gerçekleşir. Bir yerlerde -ister Allah deyin, ister Ana tanrıça, ya da Orfeus, Buda, kuantum uzayına embed gerçeklik, evren, hatta insan beyninin tanınmayan bir gücü- insana en akıldışı özlemlerini vermek için istekle bekleyen ve ulaşamayan bir şey vardır. Yapılması gereken net olmayan kavramlarla ilerlemeye çalışmaktan çok, en korkulan sınırı aşmaya çabalamaktır. Bu sınır kimi zaman düşmanlık eden birini anlamaya çalışmak, kimi zaman kendisini artık istemeyen birini unutmak, bazen sorumluluk almak, kimileyin de “hayır” diyebilmektir. İşte maji bu anda -bunları yapabilme gücü kazanmak adına- devreye sokulursa değerlidir.

Geçmişte kim kimi öldürmüş, kim neden boğazlanmış, kim haklıymış, kim değilmiş, o pek kötüymüş, hayır, bu daha iyiymiş tartışmaları ataerkildir. Geçmiş yaşanmıştır. Değiştirmek imkansızdır. Ardına bakarak ileri gitmeye çalışan eninde sonunda ya ağaca toslar, ya çukura düşer. Oysa ilerde tüm insanları bekleyen ay ve güneş ışığı dolu nefes kesici güzellikte diyarlar bulunmaktadır.

Bu sayfaya ve şahsıma sarf ettiğiniz yüreklendirici sözler, düşünceli ve nimetşinas bir ruhunuz olduğunu gösterdiği için demek ki o ilerdeki ortam size daha yakındır. Ancak unutmamak gerekir; en kolay ilerleyen yükü hafif olan, gereksiz ağırlıkları olmayandır.

Gelişmek amacı ile hayvanlar dahil herhangi bir şeyi küçümsemek, evrimde geri adım atmaya neden olur. Evrenin sırlarını çözme ile ilgili en minik adım atıldığında görülen ilk şey herkesin ve her şeyin bir yerde (kendi yerinde) bir diğerinden daha iyi olduğudur. Eşitlik doğaldır.

Ataerkinin mantığı şudur: İnsan hayvanı küçümser, tanrı insanı küçümser. Saf insanlar da “yücelmek” denen bir yere varmaya çalışırken giderek “beşeri” küçümserler.

Anaerkide ise tanrı denilen formlar insandan farklı değildir; çünkü insan doğal halinde mükemmel, tanrısal bir varlıktır. Mesele onun “olduğu gibi olmasına” izin vermeyen ataerkil doktrinlerdedir.

Büyük düşünür, teorisyen, okültist vb. gibi heyecan verici adlarla son 200 yıldır -kimse darılmasın- insanlara "kakalanan" (Eliphas Levi ve önceden papaz olan Antoine De Gebelin ve de daha az okültist, daha fazla spiritüalist) bazı büyük şahsiyetlerin “tanrısal” diye insanın kafasına sokmak istedikleri model ise içgüdülerden ("hayvan mısın?" korkutmacası ile) uzaklaştırılmış, özellikle de seks duyguları sıfırlanmış bir kimliktir. Öte yandan kendileri seks dedikleri "sokuşmacada" pek aktiftirler. Ne de olsa erkektirler, “nefsleri güçlüdür”. Ya da büyücüdürler, maji yapmaktadırlar!

Oysa onlar sadece -bazen bilinçli, bazen bilinçsiz olarak- gerçek seksi (kadın ve erkeğin uyum, senkronizasyon içinde yeniden “tek” olmasını) engellemeye uğraşmaktadırlar. Gerçek seks ile ortaya çıkan enerji -dişi ve erkeğin karşılıklı haz, sevinç, rahatlama ve müteşekkir olma duygusu benzeri hislerle var edilmiş- bir kombodur. Aynı kombo dostluk ortamında "da" var edilebilir. Zıtlıkların uzlaştığı, uyumun oluştuğu her yerdedir.

Bu kombo öncel evrenin vibrasyonunu taşır. Kimileri ise bu vibrasyonda -tıpkı güneşe çıkan vampir gibi- yok olur giderler.

Uzlaşma yaratan herkes bir ölçüde majisyendir. Aktif maji ise uzlaşma yaratmak ve/veya uzlaşma yaratacak beyin vibrasyonları var etmek için kullanılırsa anlamlıdır.

28 Mart 2018
Sürekli kendimi burada buluyorum
ne zaman bir çikmazin içine girsem nedenini bilmedigim halde sitenizde buluyorum kendimi ve yazilarinizdan kendime bir çikis yolu aramaya koyuluyorum, bu bir çagri mi beni bu kadar güçlü buraya baglayan ne merak ediyorum

YANIT
Çok teşekkürler! Çok sevindim :) Güzel şeyler duymak kadar mutlu eden ne var?

“Çağrı” sözcüğü ile durumu doğru biçimde müşahede ettiğinizi düşünüyorum; çünkü ezoterizme göre “benzer, benzeri çeker”.

Fizik ortamda (yani madde dünyasında) zıtlıkların birbirini çekme nedeni “Öncel tamlığa” (anaerkiye göre Big bang öncesinde var olan mutluluk evrenine) dönüş özlemidir. Ayrılmış parçalar (örneğin elektron/çekirdek, elektrik/manyetizma, içgüdü/us vb.) yeniden önceki rahatlıklarına ulaşmak adına birbirlerini çekerler. Ancak madde ortamından uzaklaşınca, örneğin mental düzeyde, bu özlem -orada bölünmüşlük olmadığı için- sona erer ve gerçek kurallar (yani benzerin benzeri çekmesi “sempatizasyon ilişkisi” kuralları) işlemeye koyulur.

Bu sayfada bir hayat görüşü ifade edilmektedir ve bu görüşün belli vibrasyon frekansı vardır. Bu vibrasyon, benzer vibrasyondaki kişilerle senkronize olur ve onları çeker. Bu yüzden bu sayfaya ilginizin nedenini aktarmaya çalıştığımız düşüncelere yakınlığınız olduğunu varsaymak zor değildir. Velhasıl; birbirimize çekiliyoruz. :)

23 Mart 2018
Enerjilerden beslenen varlıklar
Bazi kaynaklarda cinsel enerjiden beslenen varliklar oldugundan bahsediliyor. Asli var midir?

YANIT
Sorunuzun yanıtı hem “evet, vardır”, hem de “hayır, yoktur” şeklindedir!

Açıklayayım:

1 - Cinsellik ortamında (ve de diğer her anda) beyinden yayılan her türlü vibrasyonla senkronize olan başka vibrasyonlar vardır. Bunlar yakın arkadaşınızın beyninin enerjileri kadar, (aşağıda anlatacağım) farklı ortamların enerjileri de olabilir. Yani “evet, bir beslenen odak vardır”.

2 - Söz konusu odak ise sanılan şey hiç değildir, bu yüzden sorunun yanıtı “hayır, öyle bir odak yoktur”dur da!..

Evreni ve dünyayı ürkütücü bir yere çevirmek ataerkil kültürü yaratan “derin vibrasyonlar”ın en önemli besin aracıdır; çünkü bunlar beyinde var ettikleri negatif duygular ve özellikle de korku adlı süredurum (duygu) ile beslenirler. Ama bunlar sanıldığı gibi ürkütücü varlıklar mıdır? Hayır değillerdir; sadece birer vibrasyon frekansıdırlar.

Söz konusu “beslenme” Hollywood film sanayi yönetiminde olan beyinlerimizce algılandığı gibi korkunç bir varlığın kişiye saldırması ve onu garip şekilde davrandırması değildir. Saldırı sadece korku duygusunun yaratılması ve kişinin bu duygunun güdümünde birçok güzelliğe erişememesi, erişme isteğini ve imkanını yitirmesidir.

Aynı şekilde “cin” adlı varlıklar hakkındaki mass hysteria bize göre benzer vibrasyonlar tarafından yaratılmaktadır. Yani cin saldıracak/çarpacak diye korkmakta olan kimseler çoktan gerçek bir cin tarafından saldırıya uğramışlardır. Korku varsa, NE vardır. NE’den başka saldıracak cin, hortlak, uzaylı vb. yoktur. “Korku, başa kötü bir şey gelmemesi için sakınılması, önlem alınması şart olan en önemli kavramdır” inancı boştur; iddia edildiği gibi tehlikelere karşı önem yarattığı için gerekli bir duygu değildir. Tehlikelere karşı önlemi sağduyu, dikkat, aklıselim, bilgi ve deneyim var eder.

Peki yok mudur hiçbir şey astral’da? En çok büyücülerin bilgisi dahilindeki bu gizemli diyarlar boş mudur? O zaman tanrılar/tanrı nerededir? Onlar da mı yoktur?

Öncelikle -majisyenlerin çok sevdiği ve her şeyi doğrudan oraya bağlama eğiliminde olduğu- astral diye bir yer yoktur.

Oralarda yapıldığı iddia edilen maji, aslında gündelik bir olayın biraz bilinçle yapılmasıdır. Maji, nöronların parçası diyebileceğimiz bir yapı olan mikrotübüller; bir çeşit nöron bağlantısı olan “gap junction”lar ve buralardaki gama dalgalarının KUANTUM UZAY ZAMAN GEOMETİRİSİNDE süperpozisyonu arzu doğrultusunda çöktürmesi yapılır. Yani batılı söyleyişle “majikal”, amiyane dil ile “büyü” ortamı kuantum ortamında yapılmaktadır; kullanılan aracılar esrarengiz güçler değil; -bize göre- Hadron çarpıştırıcısında bile var edilebilecek/izlenebilecek particle’lardır.

Kuantum ortamındaki hem dalga, hem parçacık olan kuantum nesnelerine bizler -eskiden kalma ağız alışkanlığı ile- tanrı deriz ve onlarla çalışırız. Oysa “Tanrı” da diyebileceğimiz “yaratıcı” atom üstü düzey, atom altı düzey ve daha derinlerini var etmiş olan -bize göre bilinçli ve iyicil- bir güçtür.

Uzun süre denizlerin ötesinde dünyanın sonu ve canavarlar olduğuna inanıldı. Sonra denizler aşıldı, ötede sadece başka kara parçaları olduğu görüldü.

Bu kez ürkütücü ortam göklerdi ve dünya o ortamın merkezindeydi. Münecimler oralara bakıp bakıp ne kerametler yarattılar… Bulutların üzerinde eli yıldırımlı tanrılar insanları ite-kaka yönetiyorlardı.

Sonra merkezin Güneş olduğu ortaya çıktı, uzay yavaş yavaş tanınmaya başlandı, pek gizemli bir şey olmadığı anlaşıldı. Bu kez her yan hayalet doldu. Şatoları ele geçiren hayaletler ellerinde zincirler ile insanları korkutuyorlardı. Oysa bu hayaletli şatoların bilinen geçmişinde -yani tarihinde- hiçbir hayaletten söz edilmemekteydi. Ne Jan d’Ark, ne Templar şövalyeleri, ne ihtilal öncesinde asillerin yaşadığı şatolarda geçen tek bir hayalet öyküsü yoktu. Hayaletler 1800lü yıllarla ortaya çıkmaya başlamışlardı nedense. Aynı süreçte Osmanlı’da da gulyabaniler, deccal’ler görülmeye başlandı. Halbuki eski Türk boylarında, ya da Yakın Doğu krallıkları inançlarında hayalet ve mezardan çıkan ruhlar bulunmazdı.

Ardından güneş sisteminin varlığı ve bu sistemin orta halli bir galaksinin dış mahallesinde bir yerde olduğu anlaşıldı. Bu sefer korku uzaylılardan gelmeye başladı.

Sonraki bilgilenme aşaması, galaksimizin milyonlarca galaksiden meydana gelen bir evrende olduğu idi. Evren "sonsuz" olarak algılandı uzun süre. Ancak imse bu “sonsuz” ne demektir anlayamadı pek. Neredeydik biz, nasıl bir sonsuzluk ortamındaydık? Herkes yine tedirgindi.

Son yıllarda evrenimizin sonlu olduğu ve -duymaya hazır mısınız?- milyonlarca evrenin var olduğu bir hyperspace’de (bulk’da) “yüzmekte” olduğu ortaya çıktı!

Yani ürküntü yaratan her şeyin bir akılcı -fizik- açıklaması vardı.

40+ yıllık okült hayatımda, gençlikte bilimsel sayılabilecek analitik ve laboratuvar çalışmaları içinde, metodik olarak aradığımız halde ne tek bir cin, ne de tek bir hortlakla karşılaştım. Kendi cinim var, ama her bedensiz varlık gibi bunu kendi beyin enerjim ve diğer enerjileri sentezleyerek yarattım. Yani beyin enerjisi negatif olan herkes kendi cinini ve lanetini yaratır ne yazık ki; kendi yarattıklarına duyduğu korku ise ateşe dökülen benzindir.

Son olarak doğrudan sorunuzu yanıtlayayım: Sizi ve beni, sizin ve benim gibi aslında vibrasyon olan diğer şeyler etkilerler. Tabii ki biz de onları... Kimin kimi etkileyeceği dalga boyumuzun genliğine bağlıdır. Bu vibrasyonlara dileyen bir ad takar ve kendini korkutarak olumsuz vibrasyonunu tetikler, böylece de varlıkları, hayaletleri, cinleri besler.

Dileyen saçma sapan şeylere boş verir, sadece -kimsenin yaşam alanına müdahale etmeden- keyfini, rahatını arar; hayatın ne kadar kolay bir yer olduğunu, onu zorlaştıranın sadece kendi beyin enerjisi sayılması gerektiğini giderek görür ve geçen zamanı için biraz üzülür.

Tabii ki çok az üzülür; çünkü artık o bir şeye üzülerek, ya da korkarak vakit geçirmemesi gereken hoş bir ortamda bulunma şansı taşıdığını çözmüş ve buna saygı duymayı öğrenmiştir.

23 Mart 2018
Escinsellik dinlerde neden yasak
Escinselligin nedeni nedir ve neden çogu dinde kötülenmistir? Escinsel iliskilerde cinsel enerjinin açiga çikmadigi dogru mu?

YANIT
Eşcinselliğin nedenleri benim konum değil; bildiğim konulara yanıt vereyim: Eşcinsellik sadece ataerkil dinlerde yasaklanır. Eski anaerkil kültlerde ve birçok mitolojide yasak değil, kutsaldır. Sadece kahramanların değil, tanrıların bile eşcinsel ilişkileri vardır. Baş tanrı Zeus’un Ganymedes, kahraman Herakles’n (Herkül’ün) Hylas, Aşil’in Patroklos, Gılgamış’ın Engidu adlı erkek sevgililerinin olması buna örnektir.

Eşcinselliğin ataerkil dinlerde yasaklanması ise iki nedene dayalıdır:

- Ataerki, üremeye (çoğalmaya) değer verir. Ataerkil doktrinler, insan bazında kalite değil, kantitenin hayr getireceğine inanırlar. BU yüzden üreme eylemine engel olan her şeyi (örneğin kürtajı) yasaklama eğilimindedirler.

- Eşcinsellik (özellikle erkekler arası eşcinsellik) çağlar boyunca hatalı şekilde efeminelik (yani kadına benzemek) ile eş görülmüştür ve ataerkide kadın ikinci sınıftır. Sistem yaratıcısı olan ve “üstünlük” kavramını kutsayan erkeklerin ikinci sınıf bir varlığa benzemelerinin yasaklanması doğaldır.

Oysa eşcinsel olanlar -eşcinsellik sözcüğündeki “eş” sözcüğünden de anlaşılacağı gibi- kendi cinslerinin özelliklerini çekici bulan, bunlardan uyarılan kişilerdir. Karşı cinse benzeme eğilimi “trans”seksüellik ile ilgilidir. Önceki çağlarda transseksüellik benzeri kavramlar bilinmediği için bu kişiler eşcinsel sanılmış, giderek erkek eşcinselliği ile efeminelik aynı görülür olmuştur. Bu gerçeğe bakarak aslında eşcinsellerin değil, trans eğilimli kişilerin sayıca üstün olduğu anlaşılabilir; çünkü kendi cinsi ile ilişki kuran insanların çoğu karşı cinse benzemeye çalışmasa, böyle bir sonuca varılmayacaktır.

Şimdi de "Escinsel iliskilerde cinsel enerjinin açiga çikmadigi dogru mu?" sorunuzu yanıtlayayım: Cinsel enerji, bir takım eylemler ile beyinde yaratılan elektrik ve manyetizmanın bazı dalga boylarında var olması anlamına gelir.

Bu dalga boylarına mastürbasyon, homo, hetero, ya da sapıklık olarak nitelenen “olağan yoldan farklı yola sapmak” anlamındaki eylemlerle ulaşıldığında sonuç aynıdır; önemli olan yol değil, enerjinin varlığıdır.

Hatta beyinde cinsel vibrasyonlarla meydana gelen dalga boyları ortada bir cinsel eylem olmadan da var edilebilir; bu gerçek cinsel enerjinin genel olarak “libido” olarak nitelenmesine sebep olmuştur. Örneğin sanat ve edebiyat alanlarında uğraş veren kişilerin libidolarını bildik şekilde sevişmek yerine yapıtlar vererek yaşadıkları bilinmektedir.

16 Mart 2018
Tekrar eden rakamlar ve spirütüalizm
Sayi senkronizasyonlariyla ilgili ne söylebilirsiniz? Bunu açmak gerekirse tekrar eden rakamlari sürekli her yerde görmek... 111,222,555 vb. Son zamanlarda nerdeyse nereye baksam görür oldum. Saatlerde, taksinin taksimetresinde, alis-veris fislerinde... Çesitli kaynaklardan arastirdigimda spirütüel uyanis çagrisi, evrenin uyanis çagrisi, meleklerin sayilarla mesajlari gibi seylerle karsilastim. Bunlarin akabinde de aslinda yillardir varligindan dahi haberdar olmadigim, gerek ezoterizm gerek mistisizm gerek okültizm olmak üzere çokça yeni bilgi edinmeye basladim. Hatta bunlarin disinda yillar önce okudugum kitaplarda, izledigim filmlerde de ezoterik anlamlar oldugunu ve bunlarin aslinda basindan beri gözümün önünde olup bunca zamandir benim göremedigimi fark ettim. Sizinle tanismam da, bir arkadasim vasitasiyla, bu rakamlarin ortaya çikmasindan sonra oldu açikçasi. Daha sonra da bunlarin hepsinin seytani oldugunu söyleyen ve kendi basindan geçenleri aglayarak anlatan bir kadinin videosuyla karsilastim. Ilk videoda kadin adeta yardim çigliklari atiyordu. Yaklasik bir yil sonra bir video daha yüklemis. O videosunda da ayni vaziyette oldugunu ama önceki haline göre daha iyi oldugunu belirtiyor. Ayni zamanda 2. Videosunda okultist oldugunu (sanirim okültizm negatif tarafiyla ilgilenmis) ve daha önce yaptiklarindan dolayi karmanin kendisini buldugunu söylüyor. Bu videoyu gördügümde daha önce de belirttiginiz gibi kendi negatif enerjisinin bu tür negatif vibrasyonlari envoke ettigini düsündüm ama yine de hem bu video ile alakali hem de genel olarak bu senkronizasyon sayilar vb. ile alakali görüslerinizi ögrenmek istedim. Belki benim gördüklerim de sadece algida seçiciliktir ama sormadan da içim rahat etmeyecek, sizin bu konu hakkindaki görüsleriniz nedir? Sizce bu konunun bir asli-astari var midir? Not: Mesajlara yanit vermek ve egitimleri devam ettirmenin basli baslina çok vaktinizi aldigini düsündügümden yukarida bahsettigim videolari biraz özetledim. Ancak yine de videolara göz atmak isterseniz linkleri asagida paylasiyorum.

YANIT
Aynı rakamları, hatta aynı saatlerde gören kişilerle sıklıkla karşılaşırım. Bizim çevreden bir arkadaşın da başında bu “durum”, kaç kez ben tanık oldum bazı olaylara. Ancak eğer gizemli denilebilecek bir açıklaması varsa haberdar değilim; gizem, sanılanın aksine bizleri fazla ilgilendiren bir alan değildir. Her gizemin -sadece bu evrende var olduğu için bile- aslında son derece akılcı ve bilimsel bir açıklaması olduğuna kaniyiz.

Gizemli olaylar ile karşılaştıklarına inanan insanlar -bize göre- bu durumu bizzat kendileri, “inanç” denen “beynin full time çalıştığı yegane süredurum”u tetikleyerek yapmaktadırlar. Yani yaşanan gelişme, kendi beyin güçleri ile yaratılmaktadır. Söz konusu olayları bazı kişilerin istedikleri saatte (dakikasına varana dek) uyanabilmelerine paralel görebilirsiniz.

Maji zaten sadece bu durum; yani süperpozisyonu canının istediği gibi realize etme, dalga fonksiyonunu amaç doğrultusunda çöktürme becerisidir. Kimi “komşudaki dilber benim olsun” diye maji yapar ve bir diğerinin var olma hakkına müdahalede bulunduğu için ters olaylar envoke eder. Kimi, majiyi beynini pozitif enerji ile kontak için kullanır; bereket musluğunu açmak için majiye pek de gerek olmadığını anlar. Kimi ise majikal gücünün bilincinde değildir; bu gücü fark etmeden sabahları çalar saatsiz uyanmak, ya da aynı rakamları sürekli izlemek biçiminde kullanır. Son seçenekteki kişiler “rakam görme çalışması” adı verilebilecek bir çalışma yapmamışlardır; ama sahip oldukları inanç ve kişisel yetenek yüzünden maji kendi kendine “çalışmıştır”.

Başka yanıtlarımda da yazdım: Gizem, bu konulara hevesli insanların arzularını okşayan bir durumdur. Yani maji ile genelde gizem ortamından hoşlanan kişiler ilgilenir. Oysa bu durum büyük bir hatayı koynunda gizler; çünkü maji gizemli değildir, genelde ataerkiller tarafından gizemli gösterilir (gizli amaç ise kendilerini “bilir”, diğerlerini “bilmez” kılarak üstünlük elde etmek olabilir). Yani gizeme meraklı oldukları için majiyi seçen insanlar aslında pek de doğru yerde değillerdir.

Video: Bizler, ana haber bültenlerinin bile ilk 10 dakikasını izler sonra müziğe geçeriz. Değil mi ki mental çöküşler, kendine acımalar, insanları ürkütecek laflar etmeler içeren videoları izlemek… Bize göre büyük hatadır bunlar; çünkü her algı bir süperpozisyon realize eder.

Şimdi izninizle biraz realiteden, yani gerçek majiden konuşalım.

“Mesajlara yanit vermek ve egitimleri devam ettirmenin basli baslina çok vaktinizi aldigini düşündüğümden” sözünüz ile “bilmem kaç zikirli çalışmalar”dan alacağınız pozitif enerjiyi kazandınız, yani kendinize minik bir bereket ve rızk çalışması yaptınız.

Aslında kişinin “altına Ferrraileri çekecek”, “komşudaki dilberden iyisini adamın koynuna verecek” şeyler şans/rızk/bereket çalışması ile DEĞİL, karşısındakini düşünmek, onunla empati yapabilmek, gönül almak, hatır sormak benzeri davranışlarla ifa edilir! Ne Ferrari, ne de ne de güzel kadınları özlemekte bir hata vardır. Hata, bunları elde etme yolu bilinmediği için yanlış yunluş işlere bulaşmak (bkz. Sorcerer’s Apprnetice), her şeyi eline yüzüne bulaştırınca da Ferrari ve güzel kadın isteklerini kötülemektir. Evrenin dinamiğini anlamaktır hüner; bu da güzel şeyleri, lüksü istemek… ama bunu elde etmenin GERÇEK yöntemini -pozitif biri olmayı- çözmüş olmakla ilgilidir.

Diğer yandan Ferrari ve güzel hanımlarla olunca mutlu olma garantisi hiç mi hiç yoktur; çünkü mutluluğu şartlar değil, BEYİNDEKİ POZİTİF VİBRASYON yaratır. Bu yüzden -bize göre- Ferrari ya da seksi hanım adına maji yapmak sağ kulağı sol eldeki oklava ile kaşımaya benzer ve asıl hedef olan mutluluğun bulunduğu alanı (sağ kulağı sağ elle kaşıyıvermeyi) ıskalamaktadır sürekli.

Pozitif enerjili adam belki lüks araçta gezmez, her gecesini farklı modellerle geçirmez. Oysa o sevdiği kadın (ya da kadınlar) ile çok mutlu bir hayatta, kendi aracı (hatta belki bisikleti) ile, kazasız belasız şekilde, güzel manzaralı yollarda, süreğen şekilde ilerleyen ve de “ille de Ferrari ve komşudaki kız” inadındaki adamın düşlerini süsleyen mutluluk içindedir. (Örneklemelerde eril sözcükler kullanma nedenim kadınların zaten genelde “doğru” [hayr, bereket, denge verecek] denecek isteklerinin olduğuna inanmamızdır.)

Sözün özü, hedef oku -nereyi gösteriyor olursa olsun- enerji momentumu (spin’i diyelim mi?) aslında daima ve sadece “mutluluk, keyif, şenlik, dinginlik” şeklinde özetlenebilecek bir komboya çevrilidir. Bu komboyu vereceği düşünülen şartlar ise maji ile elde edilir; ama adept majisyen majiyi şartları değil, o komboyu yaratacak beyin vibrasyonunu (pozitif enerji) elde etmek için kullanır. Zaten adept denen kişiler bu kafa yapısına ulaşabildikleri için gerçek anlamı ile majikal güce sahip olmuşlardır.

Doğa denen sistemde insanî kavramlar bazında “adalet” olarak isimlendirilen mucize bir sistem vardır. Oysa aslında söz edilen mucize, sistemin gizli kerametinden değil, her şeyin bir çeşit fizik formülü temel ve dakikliğinde işlemesine bağlıdır. Bu yüzden kimse doğayı aldatamaz… Hata yapan en uygun zaman gelince en akıl almaz biçimde “cezalandırılmaz”, yaptığının yansımasını yaşar… Tabii doğru davranan da.

5 Mart 2018
Anne/baba ile ilişkiler ve kuantum mekaniği
anne babayla sorun yasayanin hayatinda da sorun olur diyebilir miyiz?

YANIT
Yanıtım, "Sorular Ana Sayfa"nın üstünde yer alan “Önemli Ayrıntılar” bölümünde yer aldığı gibi sadece kendi görüşümüzü yansıtmaktadır ve mutlak gerçek olduğu şeklinde bir iddiamız yoktur.

Anaerkil ezoterizmde bireyin erginlik sonrasında ailesi ile birlikte yaşaması önerilmez.

[Genç ve aile arasındaki kuşak farkından kaynaklanan deneyim/hayata bakış farklılıkları gencin ilerleme ateşini/gücünü engelleyici olabilir. Yaşam -yani “hayatı iyisi ile, kötüsü ile yaşamak”- kutsaldır ve “doğru yaşamak” en kolay deneme-yanılma metodu ile öğrenilir. Zaten genelde “güvence arayışı” onaylanan bir kavram değildir. Güvenceye bağlanmak yerine “sağduyu ve sakinlik içinde, dikkatli şekilde ilerlemek” önerilir. Bu görüş geleneksel görüşe ters yönlü olduğu için anaerkil ezoterizm -içinde saf kötülüğü besleyen- satanik tradisyonlar ile eş görülmüş ve lanetlenmiştir. (Kendilerini “kötü” olarak lanse etseler de, aslında sadece yasaksız yaşamaya odaklı satanik coven’ları tenzih ederim.)]

Ancak bu görüşler aile ile bağları bütünü ile koparmak gerekliliği şeklinde yorumlanmamalıdır; aile aslında -arada sevgi bağı olsa da, olmasa da- birey ile yoğun bir quantum entanglement (kuantum dolanıklığı) kurmuş kişiler topluluğu şeklinde görülebilir. Pop kültürde pek sevilen “ben fena aşık oldum, artık dolanığım, ayrılamıyorum işte” kolaycılığı ile lanse edilen dolanıklığın asıl aranması gerekli ortam ailedir.

“Kan bağı” şeklinde yorumlanan gerçeğin gerisinde -büyük olasılıkla "birlikte yaşama" sürecinde kurulmakta olan- kuantum dolanıklığı bulunmaktadır. “Birlikte yaşama” nitelemesi "DNA bağlantısı olan kişilerin ortak yaşam koşulları içinde, çok yakın ilişkide, uzun yıllar var olması” manasında kullanılmıştır. Görüldüğü gibi “aile” denen kurumda dolanıklığı yaratacak birden fazla argüman bulunmaktadır.

Dolanık elektronlardan birinin spin’i etkilendiğinde -aralarında milyonlarca ışık yılı uzaklık olsa da- diğer elektronun spin’i de etkilenmektedir ve bu mucizenin nedenselliği çözülememektedir. Bu yüzden aralarında dolanıklık olan aile bireylerin birinin olumlu ya da olumsuz açıdan etkilenmesi, diğer bireyleri de paralel şekilde etkileyecektir. Yaşam içinde sıklıkla izlenen, ama nedeni açıklanamadığı için akıl dışı yorumlar getirilen “ailelerin yazgı ortaklığı”, “annelerin kaderinin kızlara, babalarınınki oğullara benzemesi”, “babalar koruk yiyince oğulların dişleri kamaşması”, “lanetli aileler”, “ailedeki öjeni (iyi doğum)” benzeri durumlar bu şekilde kolayca açıklanabilir.

Dolanıklıklığın mantığı gereği aile bireyleri ile (özellikle de anne ve baba ile) pozitif temelli ilişkiler kurmanın, onları beslemenin ve onlar için daha iyi koşullar var etmeye çalışmanın olumlu geri yansımalar yaratacağını (yani “bahtı açacağını”, bereket yaratacağını); arada "adavet" bulunmasının ise negatif enerjiyi celp edeceğini varsaymak zor değildir.

(Kişisel görüşüm dolanıklığın aile ile sınırlı kalmadığı; yakın arkadaşlar, iş arkadaşları, işverenler, müşteriler benzeri süreğen yaşamsal kontakların oluşturulduğu diğer kişiler ile kurulduğu yönündedir. "İyilik yapınca iyilik bulunduğu" ve "denize iyilik atılınca balık yemese de tanrı göreceği için geri dönüşü olacağı" içerikli özlü sözlerin nedenselliğini entanglement gerçeğinde aramak hatalı olmayacaktır.)

21 Şubat 2018
Ayaklar, ana tanrıça ve kutsallık
Beyin elektriği bildiğimiz elektrikten farklı mı bilemiyorum ama toprağa basmanın, vücuttaki elektriği attığı söylenir bilirsiniz. Eğer doğruysa bu eylem beyni, özellikle nöromodülatörleri etkiliyor mu? Etkiliyorsa nasıl etkiliyor acaba?

YANIT
Öncelikle bir öğrencim olarak bu soruyu sormanız beni mutlu etti. Yanıtıma nöromodülatörlerin (NM) ne olduğundan kısaca söz ederek başlayalım: NMler beyin sinir hücrelerinin salgıladığı kimyasallar. Kimliğimizi oluşturmamızda çok geniş çaplı etkinliğe sahipler. NM ve de onların asıl yapıları olan nörotransmitterle (NT) beyinde oluşan elektrik sinyalleri ile salgılanıyorlar.

Beyindeki elektrik ise, lambaları yakan elektrik ile aynı enerji olarak algılanabilir; ancak aradaki fark üretiliş biçimindedir. Beyin elektriği bir kabloda akan elektrik gibi elektronların yer değiştirmesi ile oluşmaz. Hücre zarının dışında ve içinde yer alan iyonların NTler tarafından yer değişTİRİLMESİ ile meydana gelir. Bu nedenle bazı kuantum bilim adamları bu elektrikte ve hatta iyonlarda farklı bir yönlendirici enerji olduğunu öne sürüyorlar. Yani onlara göre –yine kabaca- beyin elektriği bir şekilde bilinçli. Bizim tarafımızdan, bizim yapımızla, hayata bakışımızla, biçimleniyor, içerik kazanıyor ve nöronları böyle etkiliyor. (Bu konudaki araştırmaların başını çeken isim Matthew Fisher. Genel olarak aksiyon potansiyelinin [beyin elektrik sinyalinin] süperpozisyonlar [kabaca bilinç ve kader olasılıkları] üzerinde etkin olduğunu savlanıyor. Bkz. BEYİN ELEKTRİĞİNDEKİ BİLİNÇ!)

Toprağa basma vücuttaki elektriği atar mı? Bu soruya bilimsel açıdan yanıt vermek biraz zor; çünkü elde yeterli veri yok. Ancak anaerkil okültizme göre ayaklarda, özellikle de tabanlarda bazı gizli ve çok hayırlı reseptörler vardır.

Bir öğrencimin araştırmasından alıntı yapayım (redaksiyon bana ait):

Anaerkide ayak kutsaldır. Anaerkil bir öğreti olan Tantra’ya göre ayaklar insan ile kutsal olanın kesişme noktasıdır. Bu yüzden “guru” veya “devata”nın ayaklarına dokunan tapınıcı böylelikle tanrısallığa dokunmuş olur. Ayrıca Tantra’da kadın ayaklarının Guru’nun ayakları kadar önemli olmasıdır!

Hymns to the Goddess - John Woodrooffe (Arthur Avalon) s. vi
Kubjika Tantra der ki: "Ne zaman biriniz bir kadının ayaklarını görün, o ayaklara bir guru’nunkiler gibi tapın.”

Devi, Hinduizm tanrısallığının dişi yanıdır. Erkeksi gücü, yani erkek tanrıyı dengeleyen, evreni onunla birleşip yaratmış olan Ana Tanrıça’dır; evrenin besleyicisidir. Baba tanrı ile daima birlikte anılırlar ve birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar. Devi, Hinduizmdeki her tanrıçanın özüdür. Bu yüzden diğer tanrıçalar onun bir yönünü sembolize ederler sadece. Hatta Baba Tanrı Şiva’nın eşi Şakti, ünlü Kali, Parvati ve de Lakşmi hep onun yansımalarıdır.

Devi için söylenmiş ilahilerde ayaklar büyük yer tutar.

Hymns to the Goddess - John Woodrooffe (Arthur Avalon) s. 64
3 Ey Devi! Bu gün bana zarif davran,
Çünkü ben,
Ölümsüzlük içkisinin özünün tek ve yegane pırıltılı doruğu olan
senin güzel lotus ayağını öpen bir tapınıcınım.
(...)
Ey Anne! Bırak kalbim senin lotüs ayağında bilgece düşüncelere dalıp gitsin.

5 Ey Anne! Lotüs ayağının dibinde doğru tefekküre dalayım,
(...)
Ey Anne! Ayakların acılarımızın iyileştiricisi, yaralarımızın şifacısıdır.

Görülmektedir ki tanrıçanın bedeninin diğer uzuvlarından söz edilmeyip, bu denli ayaklara yönelinmektedir.

Benzer ilahiler bir diğer batılı yazar tarafından farklı kaynaklardan derlenmiştir. Örneğin Prof. V Krishnamurthy, Ulu Ana’nın 35’den fazla tapınıcısı tarafından verilen 1000 ilahiyi “Kutsal Ana’ya 1000 Övgü” adlı kitapta toplamıştır:

A Thousand Tributes to Divine Mother - Derleyen Prof. V Krishnamurthy
290. Ulu Ana! Lotüs Ayakların gördüğüm yegane sığınak.
263. Ulu Ana! Ne olur aklımı sadece ayaklarının şaşaa ve kutsallığına konsantre olmaya yönelt. (...) Onlar benim mi?
378. Ulu Ana! (...) Benim bütün mutluluklarım Lotüs Ayaklarının dibinde sana dua olsun.
389. Ulu Ana! Benliğim Lotüs Ayaklarının üzerinde sana sunulan taç yapraklarıdır.
391. Ulu Ana! Kutsal isimlerini gün boyu zikrederim. Her zikrim Lotüs Ayaklarının üzerinde sana sunulmuş taç yaprakları olsun.
416. Siva’nın sol yarısı olan anneme saygılar olsun. Siva, senin lotüs benzeri duyarlı ayaklarınla Ölüm tanrısına vurdu ve rishi Markandeya (Hinduizmde bir ünlü bilge)’yı kurtardı.
463. Annem! Ayakların kalbimde yatıyor.
470. Ulu Ana! Korunmasızların korunağı. Biz daima Lotüs Ayaklarına meditasyon yapar, dalar gideriz.

Ataerkil inançlarda ise ayak küçümsenir; pis, mikroplu, ikinci sınıf, hatta aşağılık bir organ olarak algılanır. Kadın ayakları bu eğilimden misli ile paylarını alırlar; Çin inancında kadınların ayaklarını -küçük kalmaları için- bağlama geleneği ve bu yüzden sakat kalmış kadınların varlığı bilinir.

Toprakta ise evreni var eden üç farklı vibrasyondan biri yer alır. Neredeyse tüm ezoterizm ekollerinde "Toprak" elementi olarak sembolize edilen vibrasyondur. Var edici, vücuda getirici, koruyucu, gözetici, besleyici bir vibrasyon. Rahim.

Bu bilgiler ışığında ayak ve toprak kontağının çok hayırlı sonuçlara neden olacağını savlamak zor değildir.

Topraktaki hayırlı vibrasyon bir de suda vardır.

Bu yüzden çıplak ayakla toprağa basmak kadar, ayakları yıkamak da pozitif vibrasyonlarla güçlü bir iletişim sağlar.

16 Şubat 2018
Yaratıcı, yaratılış, deniz ve bölünme
1) Ezoterik yapilarda yaratici veya yaradan diye bir seyden söz etmek mümkün müdür? Sadece olustan söz etmek gerekmez mi? Eger öyleyse neden alevilerin deyislerinde yaraticidan söz edilir? örnegin "Yaradan askina bir semah eyle" denir. Bu ve benzeri yapilar panteist yahut panenteist degil midir? Burada amaç yapiyi/ilkeyi topluma anlatma çabasi midir?
2) Dinlerde ezoterik/egzoterik unsurlar bulundugunu kabul edersek hangisinin içrek olduguna nasil kanaat getiriyoruz?

YANIT
Hermes Trismegistus’un ünlü “Yukarıda ne varsa, aşağıda o vardır” sözünden anlayabileceğimiz gibi madde ortamının yapısına bakarak soyut alanda doğru yönü gösterecek bir yol haritası yaratabiliriz. Madde ortamında derinlere fazla inince geri dönüşün zor olması gibi, fazla girift düşünsel sohbetler yolu büsbütün kaybetmeye neden olabilir. Ayrıca İslam dini hakkında da fazla bilgim olmadığı için izninizle sorularınızı genel olarak inançlarımızdan söz etme şeklinde yanıtlayacağım. Metin içinde ilginizi çekecek yerler olabilir.

Öncelikle konuyu “Tanrı var mıdır, nedir?” bakış açısından ele alalım.

[Konu dışı açıklama: Bu soruya vereceğim yanıt hakkında öncel bir açıklamada bulunayım: Bizler kendimize okültist DEMEK ZORUNDA KALAN kişileriz. Aslında uğraştığımız ezoterizm mi? Bu da hayli kuşkuludur. Kanımca bizim gibi kişilere henüz bir ad verilmemiştir. Chiron (bir kuyruklu yıldız olsa da astrolojide bir planet muamelesi görür) ortaya çıktığından (keşfedildiğinden) beri türeyen -bize benzer- kişiler Chiron’un yörüngesi Uranüs/Satürn arasında olduğu için “bilinmezliği, bilinen yardımıyla sistematize etmeye çalışan kişiler” şeklinde adlandırılabilirler. Bu yüzden bir ayağımız ezoterizmde olsa da, yaşama ve bilgilere salt okültizm ve ezoterizm penceresinden baktığımız söylenemez. Bizler sinesinde Müslümanlık benzeri bazı dinleri (dikkat buyurun; İslam [IŞID öğretisi], Hristiyanlık ve Yahudilik’den söz etmemekteyim), bilimi, pagan inançları ve en önemlisi kuantum mekaniği bilgilerini “kül olarak” taşıyan bir inanca sahibiz.]

Bu açıklamadan sonra yanıta gelelim ve iki ana doneyi paylaşayım:

1- Bizlere göre -beyin yapımız nedeni ile yakınına bile ulaşamadığımız bir sınırın gerisinde olan- bilinçli bir yaratıcı vardır. Bu gerçeği -öğretimizde geniş yer verdiğimiz Orch OR hipotezinin kurucularından- ünlü bilimci Roger Penrose “uzayzaman geometrisindeki -bilincin türediği- hesaplanamayacak (non-computable) yapıdaki bir etki”; David Bohm ise Explicate Order olarak ifade etmektedir. Söz konusu gerçeği herkes kendi kültürü ve kafa yapısına göre -Allah’tan, Ana Tanrıça’ya, Orfeus’tan, “Benim kendi beynimin gücü”ne değin- çeşitli şekillerde benimser... ama sonuçta herkes benimser.

2- Bu gerçek “iyilik” olarak adlandırılan kavramın çıkış noktası, kendisi ve de yaratıcısıdır. Söz konusu düşünceyi -yine yukarıdaki hipotezin diğer mimarı olan Sturat Hameroff “Kuantum uzay-zaman geometrisine embed olan Platonik değerler” olarak yorumlamaktadır. Batılı ve bilimci bakış açısı ile iyiliği Platon öğretisi temelinde algılaması doğaldır.

Şimdi asıl soruyu soralım: “Yaratıcı neden iyiliktir?”

Bu sorunun yanıtını ise inanç ortamından aramak daha yerindedir. Girdiğimiz ortam inanç temelli olsa da, aslında yine bilimle teğet durumdayızdır; çünkü ataerkil baskı yüzünden "eskinin masalları" olarak görülen ve üzerlerinde durulmayan yaratılış mitleri, evrenin "tanrılar" tarafından nasıl yaratıldığını değil, kuantum uzay-zaman ortamının (ve giderek evrenin) oluşma hikayesini anlatmaktadırlar.

Dünyanın dört bir yanındaki farklı inançların mitleri aynı yaratılış hikayesini anlatır:

  • “Öncel bir mutluluk evreni vardır.
  • Bu evren engin bir deniz olarak ifade edilir.
  • Bu deniz kendi kendini yaratmıştır.
  • Bu yüzden hem evren, hem yaratıcıdır.
  • Gün gelir yaratıcı/ortam saldırıya uğrar, ortam bölünür, bölündüğü için madde evreni oluşur.
Bölünmeyi bir parçadan ayrılmak, bir parçanızın kopması olarak düşünün... Bu yüzden (yani madde evreni bölünmüş olduğu, diğer yarısını yitirdiği için) önceki kadar mutlu değildir.

Bölünerek yaratma düşüncesi

  • Tevrat, ilk bölüm olan Yaratılış bölümünde Yahveh’in [Yahudilik tek tanrısı] evreni adım adım nasıl bölerek var ettiğini apaçık anlatması ve “öncel tamlık”tan "deniz" şeklinde kısıtlı olarak söz etmesi,
  • Müslümanlıkta Şeytan’ın cennetteki isyanı ve hükmetmek adına geçici da olsa zaman alması,
  • Bilim ortamında "Big Bang" şeklinde yer alır.
Ancak madde evreni yine de tam bölünmez, bölünen parçaların tamamen ayrılmaları bir şekilde engellenir ve evren bir “orta nokta” olarak kalır. Bu durum ise mitlerde “yaşanan kozmik savaşta yenik düşmüş ve kocası öldürülmüş Ana TAnrıça’nın, Baba Tanrı’yı bir şekilde yeniden canlandırması ve dünyaya aktarması” ile sembolize edilir.

  • Bu yüzden; dişi ve erkek bölünmüştür, ama birleşip can var edebilirler,
  • Bu yüzden; akıl ve içgüdüler bölünmüştür, ama ego olarak insanın kimliğini var edebilirler,
  • Bu yüzden; elektrik ve manyetizma bölünmüştür, ama “her şeyin mimarı” denilebilecek elektromanyetizmayı (EM) var edebilirler,
  • Bu yüzden; EM, kütle çekimi, zayıf nükleer kuvvet ve güçlü nükleer kuvvet bölünmüştür, ama evreni dengede tutarlar.
Kısaca:
  • Bir yandan öncel evren bölünerek madde evreni var olduğu için yeniden “bütün” olmaya uğraşan aslında “her şey”dir. (Fizikte “zıt güçlerin birbirini çekmesi”nin nedeni “Her şeyin yeniden birleşmeye, öncel, orijinal ve mutlu haline dönmeye uğraşması”dır.)
  • Diğer yandan öncel varlık (yaratıcı), asıl bölünen kendi olduğu için “bir” yapmaya (birleştirmeye) uğraşan bir şeydir.

"Birleştirme" ve de birleştirici kavramlar (örneğin aşk, seks, kardeşlik, dayanışma, paylaşma vb. ) insanlar arasında "iyi" olarak nitelendiği için (ki, bu sonuca insanlar deneme yanılma yöntemleri sonucunda varmışlardır) “birleştirici olan yaratıcı da iyidir” önermesi doğmuştur. Yani aslında “iyilik” kavramı gerçeğin bir yorumudur. Yaratıcı, temelde sadece "birleştiricidir". Erdemler, birleştirici içerik taşıdıkları için “iyi”dirler.

Evren, öncel bir bütünün bölünmesi ile var olduğu ve herkes/ her şey de evrenin parçası sayıldığına göre, herkes “yaratıcının yeniden bir olmak için verdiği savaşın parçası”, hatta kendidir.

12 Şubat 2018
Erkek kadından türemiş olabilir mi?
Çok sorduk ama laflarınız ilgimi çekiyor. Bu sefer de anaerki ataerkiyi geç desem ideal toplum sizce nasıldır desem??

YANIT
Kısaca "insanların ortak rahatlarını her nasıl sağlıyorsa öyledir" şeklinde genel bir yanıt vereyim sonra yine anaerki bazlı hipotetik düşüncelere geçeyim:

Anaerkiye göre ideal toplum "Kadının -kadınsı denen nitelikler doğrultusunda- yönlendirici olduğu bir toplumdur".

Bu düşüncenin nedenselliği ise "Sen çok yönettin, şimdi sıra benim" benzeri bir düşüncede değil; kadınların öncel evrenden "iz"leri daha fazla taşıdıkları temelindedir. Söz konusu iz ise "x kromozomu" olarak görülmektedir. (Öncel Mutluluk Evreni konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!)

Anaerkil ezoterizme göre erkekler gerçekte (orijinal yapıda, ilk başta) kadınlara benzerlerdi; çünkü kadınlar ile erkeker tek bir bedendeydi. Androgynous adlı bu varlık ise XX kromozomu taşımaktaydı. Sonradan Y kromozomu eklendi ve böylece dişi ve erkek (evrenle birlikte) bölündü. (Androgynous Miti konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!)

BU mitolojik ve ezoterik düşünce doğru mudur bilinmez; ancak ataerkil dinlerin "Havva, Adem'in kaburgasından yaratıldı" söylemi kadının xx, erkeğin xy taşıdığı bilim alanında ortaya çıktığından beri anlamını önemli ölçüde yitirmiştir; çünkü erkekten "türetilen kadın"ın xy, orijinal kopya olduğu öne sürülen canlılının (erkeğin) "yy" taşıması gerekeceği ortadadır.

Y kromozomu ise hayli "kritik" özellikler taşıyan bir yapıdadır:
- X kromozomunda 3500 ila 6000 arasında gen vardır; y kromozomunda ise 30! Eşdeyişle kadınlar, erkeklere oranla daha fazla genetik bilgi taşırlar.
- Zeka geriliklerinin bir kısmının y kromozomu bozukluklarından gelmektedir..
- İnsandaki 40 bin genden 24 bini zihinsel gelişim ile ilgilidir. Bu zeka genlerinden y kromozomu üzerinde 0 tane vardır.
- Ölümcül hastalıklarda savaşta y kromozomunun katkısı yoktur; x ise çok aktiftir.

Bu liste uzatılabiir.

Celera Genomics Gen araştırmaları Şirketi başkanı Craig Venter ise şöyle demektedir: “Y kromozomu gelişmemiş bir gendir!"

Madem ki erkekegemen kültür erkeklerin iradesiyle gelişmektedir; sosyo-kültürel, hatta sosyo-politik normların gerisinde "eşliği bozan bir ünite", bir “outsider”ın, bir çeşit “farklı şey” sayılabilecek y kromozomunun, yönlendirmesi olduğu öne sürülebilir. Bu yüzden dünya ve evreni -öncel evren benzeri bir yere çevirmek adına- yapılması gereken x kromozomunu baskın hale getirmektir.

Söz konusu ülkü ise çok akıldışı değildir; çünkü zaten y kromozomu giderek küçülmektedir.

Whitehead Enstitüsü'nden Moleküler Biyolog David Page (Y kromozomunun genetik kodunu çözen bilim adamı)
Y kromozomunun geçen 300 milyon yıl içerisinde esas büyüklüğünün 3'te 1'ine kadar küçüldü. Yani y kromozomu, büyüklüğünün 3'te 2'sini ve kendini yenileme yetisini kaybetmiş durumda. Kromozomun üzerindeki pek çok gen ise artık aktif değil.

Bu bilgilerden sonra ideal toplumun nasıl olması gerektiğini adeptlereden çok kadınlara sormak daha akılcı olacak gibi! :)

9 Şubat 2018
El Falı: Kisinin karakterini eline bakarak yorumlamak
Merhabalar. Karakter tahlili yapmak için el çizgilerini yorumlama veya elin kendisini(parmaklar,elin sekli vs) degerlendirme yapilabilir mi? Varsa yorumlarken bakilmasi gerekenler nelerdir nasil yorumlanmalidir açiklayabilir misiniz? Farkli kaynaklar farkli seyler söylüyolar, çok fazla bilgi kirliligi var. Merak ettigim gelecek okuma vs degil kisinin karakterini yapisini eline bakarak yorumlayabilmedir. Tesekkürler.

YANIT
Nedenselliği hakkında bilgim olmasa da gerçek çıktığını yıllar içinde defalarca izledim. Bana sorarsanız eller kişinin içinde, derinlerinde gizli ve sadece fırsat bulunca ortaya çıkan en öz, en gerçek yapısını gösteriyor. Bu nitelik, karakter şeklinde çıkmayabiliyor, yani çok alenen ortada olmayabiliyor.

Ellerle görülenler, göz okuma ile görülenlerle sıklıkla çelişmesine izleyerek vardığım sonuç şudur: Göz okumada kişinin an bazında sergilediği enerji görülüyor. Bu enerji bazen çocukluktan beri değişmeden kalabiliyor; ama yine de an bazında "da" değişebiliyor. Oysa eller asla yalan söylemiyor. (Bir de kişisel not düşeyim: El falına güvenim o kadar yoğundur ki, ellerini onaylamadığım hanım arkadaş adıyına ilgimi istesem de yitiririm.)

Deneyimlerime göre eller ile -pratikte- (uzaktan bakarak) karakter analizi için en kolay gözlemlenebilecek dört nokta var:
- Esneklik,
- Derinin yumuşaklığı,
- Eklemler,
- Parmakların uzunluğu.

Bu dört unsuru birbiri içinde sentezleyerek bir kişinin ana enerjisini, hamurunu, çözmek mümkün.

Esneklik:

Parmaklar ne kadar esnek ise uyum kabiliyeti o kadar fazla görülüyor. Ama aşırı esnek parmakların sahipleri çok güçlü karakter sergileyemiyorlar. Sözlerini fazla tutamıyorlar, dakik olamıyolar, disiplinli davranamıyorlar. Tersine esnek olayanlar ise katı kimlikler. Hayata bakışları sert, liderlik düşkünü kişiler. Bu iki uç arasında bir denge arıyorum ben, ama esnekliklten yana bir beklentim de var.

Deri:

Sert deri katı karakter gösteriyor, yumuşak ve yaşlanmayan eller ise iyi niyet ve yumuşak karakteri. Kırmızı ve parlak deri erkeksi karakter; beyaz ve yumuşak deri kadınsı karakter demek. Cinsel seçimle ilgili değil sözlerim. Duygusallık ve duyarlılık benzeri niteliklerden söz ediyorum.

Eklemler:

Eklemlerin kalın ve belirgin olması tutuculuk, inatçılık, hoşgörüsüzlük, baskıcılık gibi özellikleri gösteriyor. Bazen de geçimsizlik söz konusu olabiliyor.

Parmakların uzunluğu ve diğer detaylar:

Parmak uzadıkça karakter soğuklaşıyor, kısaldıkça şenleşiyor. Aynı şekilde incelik ve dolgunluk da benzer özellikleri gösteriyor. Büyük eller baskın ve buyurucu karakterin, küçük eller çocuksu yapının delili.

Biraz da el falı ile ilgili ilginç noktalardan söz edeyim:

Film izlerken güzellikleri ile hayranlık uyandıran aktristlerin ellerinin sert karakterleri çağrıştırdığını çok görmüşümdür. Amerikan sinemasının kadın oyuncuları -güzel yüzlerine rağmen- genelde (en azından benim izlediğim kadarı ile) esnek olmayan, kalın eklemli, kuru ellere sahiptirler. Bence bu durum sinema sanayiinde sadece savaşçı ve sert karakterli insanların ön plana geçtiği hakkında bir veridir. Bu ellere örnek olarak Angeline Jolie'yi verebilirim: Çok yardımsever ve güzel göz enerjili bir kadın olduğu halde elleri bambaşka şeyler anlatır. Bir diğer sert elli oyuncu ise çok sempatik ve şirin bir kimlik sergileyen Cameron Diaz'dır. Küçük, güzel derili ve esnek ellere örnek ise bir aktivist müzisyen olan Cem Karaca'dır! Bu yaşıma dek bir erkekte onunki kadar pozitif el görmediğimi eklemek isterim. Oysa sergilediği karakter -şahsen tanırdım- o ellere hiç uygun değildi.

Bir diğer ilginç nokta yakın bir arkadaşımla ilgili: Kendisi Balık burcu ve tamamen pozitif karakterli bir erkek olsa da elleri bir canavar eline benzer. Ona bu yüzden sık sık takılmış, "sen ya gizli bir seri katil ya da boş zamanlarında at hırsızısın" demişimdir. O da bana yanılmadığımı, bu (vahşi) yanını sürekli bastırdığını ve geçmiş yaşamında birilerine işkence yapmış olacağını söylerdi. Ekleyeyim: Göz enerjisi son derece pozitiftir.

Bir gün içkiyi fazla kaçırdı ve affedilemez, üstelik ondan hiç beklenmeyecek bazı şeyler yaptı. O olaydan sonra yıldız haritasına göz atmak ve bir sonuca ulaşmak istediğimi söyledim. Kabul etti. Haritasında geçmiş hayatları ve duyguları gösteren Ay, inanılmaz derecede afflict (yani ters açılıydı), fakat haritası bu kötü aspektlerin tersine zor rastlanacak kadar temizdi. Yani sözleri doğru olabilirdi, kendini bıraksa bir caniye dönüşebilir, hatta delirebilirdi; ama kendini büyük bir güçle iyiye yöneltiyordu.

O günden sonra ona saygım arttı.

O da bir daha o kadar içki hiç içmedi.

19 Ocak 2018
Şeytan, yılan, Kundalini ve cennet
1) Spiritüel uyanis nedir? Kundaliniyi aktiflestirmek bu kapsamda midir? Pozitif bir hayat ve ahiret hayati için gerekli olan sey; yahut ezoterizmdeki reenkarnasyon döngüsünü koparacak olan bu mudur?
2)Kur'an'daki "Salati dogrult!"ibaresi her ne kadar namaz olarak çevrilse de kelimenin kökü bildigim kadariyla omurilik, direk anlamlarina gelmekte. Bu durumda kundalini yilani omurilikten yükseldigine göre Kur'an 'daki bu ibare kundalinin yükseltilmesi gerektigi olarak ezoterik anlamda yorumlanabilir mi?
3)Ayrica bunun tam tersi bakis açisiyla, yartilistaki yasak meyveye/agaca yönlendiren, cennetten kovulmaya sebebiyet veren yilanla(seytanla) kundalini yilani arasinda bir baglanti var midir? Yoksa bu benzerlik tamamen tesadüfü midir?

YANIT
Spiritüel uyanışı sadece “Kundalini gücüne yönelmek” şeklinde yorumlamak bize göre hatalıdır; çünkü söz konusu uyanış kişinin yaşadıklarına verdiği tepkiye (daha doğrusu “onlara doğru tepki vermeyi öğrenmesi”ne) bağlıdır. Verilmesi gereken tepki kişiye özeldir, ortak kuralı yoktur. Yani aynı davranışa her kişinin uygulaması gerekli “pozitif yaklaşım modeli” farklı (örneğin aynı olaya verilecek doğru tepki bazı kişiler için pasif, bazı kişiler için aktif davranış) olabilir.

Kundalini’ye gelecek olursak sorunuzun içeriğinde şeytan figürü olduğu için işe biraz baştan başlamakta ve Şeytan’ın ne, ya da kim olduğu hakkında görüşlerimizi paylaşmakta yarar olacak. Bu meyanda sorularınızı da yanıtlamış olacağım. (İslam hakkında teknik bilgim olmadığı için 2. soruyu yanıtlayamayacağım.)

Sanılanın aksine üç çeşit şeytan vardır!

1- Bunların ilki bildiğimiz kötülük enerjisidir. Bizlere göre önceki mutluluk evrenini bölen, başta insanlar olarak tüm canlıların negatif enerjisi ile beslenen metafizik varlık... Negatif enerji acı ile davet edildiği için acı verici ortamlar yaratmaktadır. (Acı, negatif duyguların ana tetikleyicisidir.)

2- Hz. Musa ilk tek tanrılı ataerkil dini yayma sürecinde inancının içeriğine ters yönde tapımları olan paganist krallıklarla büyük bir çatışma içine girmiştir. Mısır’dan çıkarttığı kavmine yerleşecek toprak, hatta yedirecek yemek, içirecek su bulmakta zorlanmaktadır. Bu nedenle Yakın Doğu’daki anaerkil (uygarlıkları ile tarihe geçmiş) krallıklarla yıllarca savaşır. (Savaş ondan sonra Yeşu ile sürecek, günümüze dek sona ermeyecektir.) Yaşama farklı doğrularla bakışları yüzünden düşman görülmekte olan bu krallıklar ve tapımlarındaki kimlikler Tevrat’a kötülük olarak geçerler. Sözün özü, Tevrat’taki şeytani güçler anaerkil bereket kültlerinin tanrı ve tanrıçalardır; tüm Tevrat içeriğinde başka da (yani bildiğimizi anlamda, bir kimlik olarak) Şeytan yoktur.

Şeytan ilk kez Hıristiyanlıkla ortaya çıkmıştır. Bu dinin “Yahudilikteki düşman”dan etkilendiği, yani Hıristiyanlık Şeytan’ının da aslında anaerkil kavimler ve tapımları olduğu, İncil vahiy bölümünde Şeytan’ın “Babil” olarak yorumlanmasından bellidir. Hz. Musa'nın temelde Mısır değil, Babil inancı ile savaştığı unutulmamalıdır; çünkü savaştığı Yakın Doğu uygarlıkları Mısır değil, Babil inancındadırlar. (Bu yüzden Tevrat'da lanetlenen tanrı ve tanrıçalar, onları öldürmeye çalışan firavunun tanrıları olan İsis, Osiris ve diğer Mısır panteonu tanrıları DEĞİL; Aşera, Astaroth, Dagon vb. benzeri Yakın Doğu anaerkil bereket kültlerinin tanrı ve tanrıçalarıdır.) Yani ikinci Şeytan, zararlı (saldırgan, yıkıcı) olmadıkları halde yeni dinin içeriğine ters yönlü tapımlar gerçekleştirdikleri için Şeytan diye lanse edilen eski anaerkil-paganist inançlardır.

3- Anaerkil ezoterizm ve birçok eski uygarlığın (örneğin Mısır, Babil, Yunan, Roma vb.) eski yaratılış mitlerine göre madde evreni önceden var olan bir mutluluk evreninin kötücül bir enerji tarafından bölünmesi ile var olmuştur. Bu durum bilim alanında Big Bang olarak anılır. Evren ikiye bölündüğünde her şey de ikiye bölünmüştür. İnsanoğlunun “dişi ve erkek”; evreni bir arada tutan kuvvetlerin dört ayrı kuvvet ve bunlardan biri olan elektromanyetik (EM) enerjinin elektrik ve manyetizma olmasının gerisinde bu gerçek vardır. Söz konusu bölünmüşlük listesi manevi alanlarda da, örneğin “akıl ve içgüdüler” şeklinde uzatılabilir.

Yahudilik ve Hıristiyanlık akıl yönündeki inanışlardır. Tek tanrıları Yahveh, kendini "akıl tanrısı" olarak (Logos) gösterir. (Ancak aslında Yahveh aklı ile zeka farklıdır.) Yahveh tarafından bakan İncil yazarları, içgüdü tarafında olan herşeyi (sadece bu kavrama ters düştükleri için) lanetlemişler, bu "karşı taraf"a Şeytan adlı bir kimlik yakıştırmışlar, Tevrat ile kültüre yansımış öncel "şeytan Babil"i de buna katmışlar ve ortaya "Babil Fahişesi"nden, "Yok edilecek ülke Babil"e ve de yerden/denizden çıkan Şeytan'a dek uzanan korkunç anlatımların yer aldığı İncil/Vahiy bölümü doğmuştur.

Yani Hıristiyanlık ve Yahudilik Şeytan'ı sadece bölünmüşlüğün bir yarısıdır... ki, tüm içgüdüler olduğu kadar cinsel organlar ve seksi de içerir... ve de akıl kadar masum bir olgudur. Aklın da içgüdülerin de zararlı olması ancak SADECE bu kavramalar sınırlarında yaşanırsa doğabilir... ki, Tevrat ve İncil yazarlarını yaptığı budur: "Seks ve içgüdüleri, yani bölünmüşlüğün bir yarısını, yok saymaktır". Müslümanlıkta bu çeşit bilgilere yer verilmediği, dahası, cinsellik kutsandığı için bu dini öncel iki din ile bir tutmak ve bir “uzantı” görmek bize göre hatadır.

Kundalini ise -akıl kavramının hatalı (tek taraflı) yorumu ile gelişen ataerkil din ve kültürlerin etkisindeki- insanoğluna baskı yüzünden kullanılamayan, giderek uyuşturulan, dumura uğratılan, “seks” adlı vibrasyon frekansından yararlanma metotları ve teknikleridir. Tek tarafa (akıl yanına) kaymakta olan kişiler için kurtarıcı, seks yönünde yaşamakta olan kişiler için abartıcıdır.

Şeytan sadece “zarar veren” ise, ki öyledir, ortada tek bir şeytan vardır: O da SADECE bu bölünmüşlüklerden bir yana "yapışmak", orta noktada duramamak, dengeli olmamaktır. Çünkü "dengeli olmak" şeklinde yorumlanacak "ortada durma" becerisi, akıl ile içgüdülerin "bir/tek/bütün" olduğu öncel bölünen evrenin içinde yaşamaktan, ya da o hayırlı vibrasyonlarla kontağa geçmekten farklı değildir.

Cennet ve Yılan

Tevrat'ın ilk bölümünde yer alan cennet ve yılan öyküsünün kaynağı ise Yunan mitolojisindeki Hesperidlerin Elma Bahçeleri'dir. Yasak meyvanın elma olma nedeni de sadece budur. Orijinal öyküdeki yılan ise bahçenin koruyucusu olan LAdon adlı dev ejder (yılan)'dır ve yararlı bir varlıktır.

Bu inançtan (yani "iyi yılan" kavramlarından) esintiler hz. Musa'nın ve kavminin yüzyıllarca savaştığı anaerkil inançlarda da görüldüğünden (zaten eski tüm inançlarda yılan ve ejder kutsal ve iyilikçil güçlerdir) yılan, yeni dinin bekası açısından otomatik olarak -tıpkı "Babil" gibi- baş düşman ilan edilmiştir.

Yahudilik öncesi yılan sadece iyi bir güç değil, aynı zamanda sağlık tanrısıdır. Hipokratın önceli Asklepios'un sağlık merkezinde (ölümden adam aldığı anlatılmaktadır) yılanlarla tedavi ettiği bilinir. Günümüzde de tababet ve eczaclığın sembolünün yılan olması gerisinde bu eski "iyi tanrı yılan" vardır.

Aynı iyi yılan Hindu inancının yaratıcı tanrısı (bütünü ile anaerkil olan, bu yüzden bölgeye sonradan gelen ataerkil aryanlarla lanetlenen ve inançta ikincil öneme indirilen) Şiva'nın boynunda da görülür.

Sonuç olarak, tüm bu bilgilerin kompoze edilmesi sonucu Kundalini vibrasyonunun "yılan" ile eş değerde görülmesi, böyle bir yere konması yadırganmamalıdır.

15 Ocak 2018
Bebeklerin enerjisi negatif olur mu?
çocuklugumuzdaki olaylar da bizim ruhumuzun frekansiyla alakaliysa. çocukken, hatta bebekken bile çok kötü bir ruha sahip oldugumuz anlamina gelmez mi?

YANIT
Öncel yaşamlarda hatalı davranımlar yüzünden negatif enerji taşımak ve bu dünyaya bu vibrasyonun çekimi ile gelmek demek kötü bir insan olmak anlamına gelmez. Bilakis, bu dünyaya temizlenebilecek (yani kötü değil, önceki yaşamlarında hatalı davranan) ruhlar gelirer/çekilirler.

Dünya bir orta alemdir. Gerçek anlamı ile (yapısal) kötü olanlar bu dünyada nadiren doğarlar ve burada bedenlenecek frekans taşıyanlar büyük olasılıkla eninde sonunda rafine olup cennete giderler. Evrimdeki asıl amaç bu “rafine olma” sürecini kısaltmak, yani evrimi bir an önce tamamlayıp bu dünyaya az gelmektir.

Bebeklere gelecek olursak, onlar da önceki hayatlarında hataları yüzünden çektikleri negatif enerji ile, enerjilerine uygun ŞANSLARLA doğarlar. Yani herkes kendine uygun okula yollanır, ya da çekilir; kötü kader sanılan her yaşam aslında kişiye en uygun okuldur.

Ancak verilen şans (ya da ruhun madde dunyasında çekildiği kader) sadece bir şanstır... kesin bir kurtuluş (sonuç) değil. Erişkinleştikçe bu şansı iyi kullanamayan, yüzleştiği acılar karşısında doğru düşünmeyen/davranmayan kişi ruhunu bu dünyaya bir kez daha gelecek modele çevirmektdir; doğru davrananlar ise bir üst sınıfa geçer, bir daha bu dünyaya gelmez, çok daha güzel bir okula çekilirler. Bu çekimler diploma alınana dek sürecektir.

Sözün özü, bazı ruhlar şanssız oldukları için değil, yapıları gereği ağır derslerin verildiği okullara çekilirler. İyi haber şudur ki, genelde eğitim sürecinde zorlansalar ve bu eğitimden yorgun çıksalar da, gerekli bilgiyi büyük olasılıkla elde etmiş olurlar. Bunun anlamı da bir daha bedenlenmelerinin çok daha kolay bir eğitim ortamında olacağıdır.

Görülebileceği gibi: Derslere çalışmak daha rahat yaşamanın yegane yoludur.

9 Ocak 2018
(Bu sorunun yanıtı, aşağıdaki sorunun yanıtının devamıdır.)
Evren bölünmüşse, iyilik yenikse, iyi olmak imkansız değil mi?
Bu soru sorular yaratti bilincimde ve dedim ki kayip vakalar miyiz biz?? Umutsuz bir sahne verdiginiz cevap. Her sey kotuyse umut yok demektir iyi olmak imkansizdir. Yanlis mi dusunuyorum??

YANIT
Aşağıdaki soruyu yanıtlarken -soru konusu dışına çıkamamak adına- mitlerle yansıtılan öyküyü yarım bıraktım. (Öykünün başı için aşağıdaki yanıtım okunabilir.) Antik metinlerde anlatım sürmektedir: Ana Tanrıça yenilmesi sonrasında (Şeytan tarafından eski mutluluk/tamlık evreni bölünerek madde evreninin yaratılması ardından) öncel evrenden kalan gerçeklerini bu “yeni yaratılış” ortamına sokmayı başarır ve evreni bir “orta nokta” (tamlığın ve bölünmüşlüğün / iyiliğin ve kötülüğün / mutluluğun ve acının ortası olan ve her iki yana da ulaşılabilecek bir mekan) haline getirir.

[Bu anlatım, çeşitli mitolojilerde farklı şekilde yansıtılmaktadır. Örneğin Mısır inancında İsis, şeytan Set tarafından öldürülen kocası Osiris’in penisini kurtarır ve Aeon’u yaratır; Anadolu (Frigya) inancında Kibele, öldürülen kocası Attis’in bedenini çam ağacına (çam ağacı kışın yapraklarını dökmez) çevirerek yaşatır vb.]

Ana Tanrıça tarafından öncel mutluluk evreninden parça olarak ortama sokulan gerçek "doğallık, doğal yapı ve doğadaki güzellikler"dir.

Ancak madde evreni orta nokta olduğu için tanrıçanın kattığı parçanın (doğanın) yarısı canlı kalır; doğa kışları ölür, hayat, yaz ve kış olarak bölünür. (Bu gerçek de mitlere Baba Tanrı’nın bir "döngü" tanrısı olması, her kış ölüp, baharda yeniden canlanması/doğması ve böylece baharın gelmesi şeklinde görülür.) Yani döngü (bitip yeniden başlama) bir ölüm/son değil; pusuda bekleyen kötülüğe direnme şansıdır. Madde bedeninin ölüp, ruhun diğer aleme göçmesi bile bu temelde yorumlanır: Bedenden ayrılan ruhun iyi tarafa geçebilecek vibrasyonları varsa -iyi tarafa geçebilmesi için şansı olan- bu dünyaya yollanır/çekilir.

Doğadaki güzellikler, öncel mutluluk evreninden parça oldukları için biz insanlar doğada kendimizi iyi hissetmekteyiz; doğada yaşadığımız hisler, öncel tamlık (iyilik) ortamında yaşanan duygulardan esintiler taşımakta olduğu için bizi mutlu etmekte, sağlık vermektedir.

Bu yüzden kendimizi öncel tamlık evreninden parça olan "doğa"daki gibi hissettiğimiz her an, doğada olsak da, olmasak da, öncel evrenin (bölünmediği için mutlu eden, mutlu ettiği için iyilik olan) vibrasyonu ile kontakta oluyor, yani iyi olmaya ilk adımı atmış bulunuyoruz. Bu ilk adım sonrasında iyilik kavramının detay gereklilikleri olan ve "erdem" şeklinde nitelenen kavramları elde etme süreci kendiliğinden başlayacaktır.

Toparlamak gerekirse iyiliğin ilk adımı rahat bir ruhtur. Bunu elde etmek adına, ılık banyoya girmek, güzel resimlere bakmak, güzel duygular uyandıran kitaplar okumak, filmler izlemek, müzikler dinlemek, bol su içmek, doğada bulunmak benzeri nice gündelik eylem söz konusu ilk adımı meydana getirecek, bunların tersi (su ile temas etmemek anlamındaki yıkanmamak, korku/öfke uyandıran, adrenalin salgılatan, endişe/gerginlik/hüzün meydana getiren kitaplar okumak, filmler izlemek, müzikler dinlemek, az su içmek, gün ışığı altında az olmak) ise ruhu diğer yana yönlendirecektir.

"iyi" kavramı nasıl belirlenir, neden?
"iyi" kavramı hangi kriterlere göre belirleniyor? Neden böyle belirleniyor? Çok teşekkür ederim :)

YANIT
İyilik, tabii ki sorunları (acı/korku/öfke’yi) yok eden şeydir. Ancak bunun nedenselliği nedir ve bu sonuç nasıl tesis edilecektir? Bu soruların yanıtı adına anaerkil ezoterizme bakmak gerekir. Anaerkil ezoterizme göre birçok eski mitte yazan "madde evreninin oluşum hikayesi" gerçek bir olayı sembollerle (örneğin Ana Tanrıça, Baba Tanrı vb.) anlatmaktadır.

Mitlere göre madde evreninin öncesinde -içinde yaşayan her varlığın mutlak ve benzersiz şekilde mutlu olduğu- bir evren vardır. Bir gün Şeytan bu mutluluk ortamına saldırır, çıkan kozmik savaşta Ana Tanrıça’yı yener, Baba Tanrı’yı öldürür ve mutluluk evrenini bölerek madde evrenini yaratır. (Örneğin Babil mitolojisinde MArduk , Ana Tanrıça Tiamat'ı bölerek bu evreni -madde evrenini- yaratır.) Artık madde evreni kurulmuş, her şey, örneğin tek bedende olan dişi ve erkek (androgynous) bile bölünmüştür ve artık kayıp, yani acı vardır. Söz konusu "bölünerek yaratılma" düşüncesinin bilimdeki karşılığı "Big Bang"dir.
(Androgynous Miti konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!
Bölünen Evren konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!
Öncel Mutluluk Evreni konusunda bilgi sahibi olmak için tıklayın!)

Bu yüzden anaerkil ezoterizmde bölme ve bölen (mutluluk evreni bölünerek yok edildiği için) kötü; birleştiren ve bütünleşme (öncel mutluluk evreninin temel yapısı olduğu için) iyidir.

Bu düşünce dünyasal ortamda da izlenebilir. Dünyada da bölenler ve birleştirenler vardır ve bölenlerin yarattığı sonuç acı, birleştirenlerin yarattığı sonuç mutluluktur. Bunun nedenselliği ise şöyle açıklanır:

Bölme ile oluşturulan iki parça iki yana çekilirse bunun adına ayrılık denir. Bu durum sahip olunandan bir parçadan ayrılmayı (öncel tamlık evreni bölününce herşeyin parçasını yitirdiği düşüncesine gönderme yaparak) çağrıştırdığı acı verir.

Bölme ile oluşturulan iki parça üst üste konursa bunun adına “alt/üst” denir. Üstte olmak ise dünyasal ortamda (fizik ortam dahil) alttakini ezmek anlamına gelir; yan üstte bir şey varsa, kaçınılmaz olarak attakini ezecektir. Zaten bu ortamda üsttekiler "üstünler", alttakiler "aşağılar" olarak nitelenir; üsttekiler belirleyici, alttakiler izleyicidir.

Bölünmeyi önlemek için altta olan üste çekilmeli, üstte olan aşağı inmeli ve EŞİTLİK sağlanmalıdır. Eşitlik “denge” demektir; çünkü eşit işaretinin iki yanında birbirine “eşit”, dengede olan iki gerçek var demektir. Bölünmeyi önlemek için iki yana çekilen parçalar birleştirilmeli ve bütünlük sağlanmalıdır.

İşin en kötü yanı ise anaerkil ezoterizme göre bölünerek var edildiğine inanılan evren "bile" bölünmektedir:

Evrende birleştirici özellikteki "kara madde" ile, ayrıştırıcı özellikteki "karanlık enerji" adlı iki zıt enerji birbiri ile çarpışmaktadır. Bilim adamları kara enerji galip gelir evreni "ayırırsa", öncelikle evrenin yalnız ve mutsuz bir yer olacağını (sözler Brian Greene’e aittir), ardından Büyük Yırtılma’nın gerçekleşeceğini söylemektedirler.

Toparlayalım: İyilik; birleştiren, eşitlik ve denge sağlayan herşeydir ve dünya üzerinde bölücülerin "kötü", eşitlikçilerle dengelilerin "iyi" sayılma nedeninin gerisinde evrenin ilksel mutluluk evreni bölünerek yaratılan bir yer, yani acının kaynağının bölünme olduğu düşüncesi yatar. Bu yüzden amaç, eşitlik ve denge yaratarak bütünleşmeleri sağlamak; böylece de öncel mutluluk evrenini bir kere daha tesis etmektir. Sorunları yok edip mutluluk verecek her şey iyi olduğuna göre bunun da adı iyilik olacaktır.

3 Ocak 2018
Dogaüstü güçler
Telekinezi gibi Dogaüstü güçler tam olarak nasil elde edilir? Telekinezi gibi Dogaüstü güçler tam olarak nasil elde edilir? Bu ugurda yapilacak çalismalarin tam olarak ne sekilde olmasi gerekir? Yapilacak çalismalarin sonunda ne kadar bir zaman içinde bir sonuç bekleyebiliriz?

YANIT
Sorunuzu yanıtlamadan grubumuzla ilgili bir açıklama yapmama gerek var: Bize okültist dense de, aslında bu sözcüğü hem sevmeyen, hem de kendimize pek uygun bulmayan kimseleriz. Hepimizin okült geçmişimiz var, ama on yıl kadar önce kuantum mekaniği ile tanıştıktan sonra, yaptığımız majikal ve benzer işlerin mantığını artık bilim aracılığı ile çözebildiğimizi, okültizm ve ezoterizmin ise hala -belki de mecburen- nedenselliği olmayan kurallarla sınırlı olduğunu gördük... ve yön değiştirdik. Artık amacımız sadece bu dünyada -dünyasal koşullarda- rahat yaşamaktır; çünkü bulgularımıza göre rahat olan beyin hem bu dünyada, hem de diğer aleme geçince iyi yaşar! Bilinmeyen konulara fazla ilgi göstermek ise yaşamın nabız atışından kopmak anlamına gelebilir.

Bizlerin "yaşamın nabız atışından kopmak" olarak nitelediğimiz okült pratikler kötü, zararlı, sakınılması gereken şeyler midir? Tabii ki değil. Her konunun bir "alıcısı" vardır. Dünyada yapılacak en yanlış işlerden biri kişinin kendine iyi geleni diğerlerine iyidir diye empoze etmesidir. Okült bilgelikten yararlanacak, ya da kendini bu ortamda rahat ve verimli hissedecek insanlar da vardır; onlara yaklaşımımız kınama, küçümseme, eleştiri değil, saygıdır.

Uygulayanlara saygımıza rağmen kendi açımızdan bakınca telekinezi, astral seyahat, 3. göz, DMT deneyimleri gibi konular beyni gereksiz yere aktive etmek anlamına geldiğini düşünüyoruz. Bizlere göre bir eşyaya beyin gücü ile hareket kazandırmak, iki arkadaşın güneş altında "kikirdeşmesi" kadar pozitif enerji (bereket) yaratıcı bir şey değildir. "Kikirdeme" ile rahatlayan beyin vibrasyonları kaderi olumladığı için işlerin açılmasından, rahatsızlıklların iyileşmesine dek farklı alanlarda -cüzi de olsa- gelişme sağlar.

Ayrıca -kişisel kanımdır, gerçekliği konusunda hiç bir iddiam yok- bu gibi yetenekleri elde etme arzusunun gerisinde farklı ve gizli casus istekler de olabilir; ki, bu isteklerin realize olması yarardan çok zarar verir. Doğal olarak beyinde bulunmayan nitelikleri (altını çizmek isterim; majikal yetenek gündelik bir yetenektir, majikal pratikler de gündelik olayların bilinçli uygulanmasıdır, doğa üstü hiç bir yanları yoktur) elde etmek adına ödenecek bedellerin büyüklüğü hatırlanıp kar/zarar hesabı da ona göre yapılmalıdır.

Sizi tenzih ederek beni okuyan diğer aprentis ve adeptlere sesleneyim: Sevdiğiniz karşı cinsten biri, ya da bir can arkadaşınızla geçireceğiniz güzel bir 1 saat ile kaderinize akıtacağınız bereket, 1 günlük (1 seanslık) majikal çalışma ile elde edeceğinizden fazla olabilir. Rahat bir beyin sağlayan her şey, gizemli okült konularla fedaklarca çalışarak elde edilecek kazanımlara eş güçtedir. Maji, bu yetenekler herhangi bir nedenle yitirilmişse onları düzgün işleyecek hale sokulmak için kullanılmalıdır. Bu nedenlerle "Çamlıca yolunda, aşığı kolunda, işleri yolunda" bir insanın değil doğa üstü yeteneklere, majiye bile merak sarmasına -bize göre- fazla da gerek yoktur.

İnsanlar doğal (pozitif) beyin vibrasyonları ile -bir Fransız atasözünün dediği gibi- "dağları devirecek" güce sahiptirler. Maji ve pozitif enerji çalışmları bu hedefe yönlendirilir ve başarı elde edilirse, pek çok keyif, mutluluk ve huzur verici şeyin kendi kendine geldiğini görülecek olabilir.

21 Aralık 2017
İyilik, kötülük, yaratılış
Küçüklügümden itibaren oldukça merakli biriyim. Tanri, dinler, evren, bilim ve metafizik konularla hep ilgiliydim. Kuantum ve maji iliskisi konusunda okudugum yorumlarina ve sitedeki yazilarina göre seninle paralel düsünüyorum. Tanri nedir? Yaratilisimizin amaci nedir? Iyilik ve kötülük nedir? Bu noktada Anaerkil sistem nedir ve bunlara göre iliskisi nasildir?

YANIT
Bizim inancımızda “inanç” bir koltuk değneğidir. Söz konusu değneğe hızlıca -dokunmak- bile kişiyi tökezletebilir. Bu yüzden sizden ve bu yazıyı diğer okuyanlardan hoşgörü isteyerek -sadece sorduğunuz için- kendi inancımızı yansıtayım:

Anaerkil ezoterizme göre madde evreni, öncel mutlu gerçeğin kötücül bir güç tarafından bölünmesi ile (Big Bang) var edilmiştir.

“Öncel mutlu gerçek” tüm mitolojilerde (Mısır, Yunan, ROma, Yakın Doğu, Babil, Nordik, Anadolu, Pelasg, Hint vb. mitolojilerinde) ortak biçimde “engin deniz” ya da “su” olarak ifade edilen bir ortam şeklinde anlatılmaktadır. Bu bilgi Tevrat'ta bile ilk bapta yer almaktadır.

"O" ortam hala vardır. Tek tanrılı dinlerin literatüründe Cennet, Yunan mitolojinde Hesperidlerin Bahçesi, kuantum mekaniğinde Takyon Evreni veya Beyaz Delik gibi adlar alır.

İnsanlar beylerinde her pozitif enerji ürettiklerinde orası ile kontağa geçerler. Oradan bilgi, yönlendirme almaya başlarlar. Sorunların çözümü kısıtlı insani seçimlerde değil, oradan yansıyan vibrasyonlardadır. BU yüzden sorunların çözümü için yapılması gereken orası ile kontak kurmaya çalışmaktır; kendi doğru sandığını yapmaktan ziyade...

Oraya varmanın en kolay, basit ve güncel yolu “denge”, yani dengeli olmaktır. Müslümanlıkta yer alan “Altında cehennem olan incecik Sırat köprüsü” ile cennete girilmesi betimlemesi dengenin önemini anlatmaktadır.

Tanrının ne olduğunu fazla irdelemek -bizce- bölücü bir durum. İyiliğe, insanların rahat ve sorunsuz yaşamasına yönlendiren, bunu sağlayan her inanç (yöntemleri farklı olsa da) kutsal bize göre.

Ayrıca, pozitif bir beyin süredurumu yaratmak "iyi insan" olmayı sağlıyorsa, soru sormayı, sorgulamalar yapmayı bırakıp bu hedefe odaklanmak hem tanrının istediğini yapmak anlamına gelebilir, hem de bu yolla aranılan cevaplar kişiye özel biçimde bulunacak olabilir. Merak ve öğrenme isteği içinde incelemek/araştırmak ile kuşku ve güvensizlikle sorgulamak farklıdır.

Unutmamak gerek, sorgulama varsa, kuşku var demektir ve kuşkunun bulunduğu yerde rahatlık, rahatlığın bulunmadığı yerde ise pozitif enerji güçlü olamaz.

14 Aralık 2017
Cinler
bir yazinizda cin'iniz oldugundan bahsetmistiniz. bunu daha detayli anlatirsaniz sevinirim.

YANIT
Aziz Nesin’in “Şimdiki Çocuklar Harika” adlı kitabında bir öykü vardır. Genç ve coşkulu bir öğretmen yeni atandığı sınıfta kendinden önceki öğretmenin verdiği eğitimi beğenmez. Çok güvenmektir kendine: İsteklidir. Şevklidir.... Ve çocuklara bildirir: “Bütün bildiklerinizi unutun, size doğruları öğreteceğim.”

Deneyimsizliği yüzünden “bütün bildiklerin unutulmasının” -özellikle çocuklar söz konusu olduğunda- pek de kolay olmadığını fark edememektedir.

Sonunda bir müfettiş gelir; sorular sorar. Çocuklar ise tedirginlik içinde eski bildikleri ile yeni öğrendiklerini karıştırırlar. Örneğin sorulan bir soruya “Annem” şiiri ile yanıt vereceklerine eski bildikleri “Koyunum” şiiri ile yanıt verirler ("tüylerini keserim, memelerinden süt akar" şeklinde :). Olay çığırından çıkar.

Size aynı şeyi söylemek zorundayım oysa: “Önceki bildiklerinizi unutmanız gereklidir.” Ki, hiç de kolay bir şey değildir bu. Yine de cesareti toplayıp anlatmaya başlayalım:

Kuantum uzay-zaman geometrisi (yani eski adı "astral" olan, majinin yapıldığı yer) “yaratma” olarak adlandırılabilecek birşeylerin gerçekleştiği bir yerdir! Madde dünyamızda akıl dışı olan pek çok şey (örneğin bir elektronun aynı anda iki, hatta daha fazla AYRI yerde olması) hücrelerimizn derinlerinde (İÇİMİZDE) vuku bulmaktadır.

Hadron çarpıştırıcısının sahibi Cern Laboratuvarının’in rakibi Fermilab’ın (Amerika Birleşik Devletleri'nde Chicago kenti yaınlarında yer alan bir parçacık fiziği laboratuvarıdır. Fermilab'ın ev sahipliği yaptığı Tevatron parçaçık hızlandırıcısı 6,28 km'lik çevresiyle CERN'de yer alan Büyük Hadron Çarpıştırıcı'dan sonraki en büyük parçacık hızlandırıcıdır. Vikipedi) baş araştırmacısı ve müdür yardımcısı Joseph Lykken kuantum ortamında her an yeni parçacıkların yoktan var olduğunu ve bu ortamın tam bir hayvanat bahçesine benzediğini söylemektedir.

Yani “cin”ler (kültürümüzde yaygın olarak kullanılan manadaki cinler, hüddamlar) “yaratılırlar”.

Farklı boyutlarda farklı varlıklar vardır, ya da olabilirler; ama bunlara “cin” demek doğru değildir. Bu mantık içinde MAJİ EĞİTİMİ, 2. Dönemde "BEDENSİZ VARLIK SAHİBİ OLMAK" başlığında, 8 ders boyunca cinin ne olduğunu anlatmakta ve “cin yaratma”yı öğretmekteyiz.

İnsanların şeytanlarının olduğu inancı ataerkil okültizm çıkışlıdır. Oysa tabii ki kimsenin bir şeytanı yoktur. Dinler tarafından yüzyıllar önceki ortam bazında açıklanmaya çalışılan şekli ile Şeytan diye bir şeyin olduğu da hayli kuşkuludur. VAr olan sadece bilinçli bir vibrasyondur. Kendi kötücül (bize göre kötücül) dünyasında olağan olan bir güçtür. Saldırgan ve avcı olduğu için, yani “alarak beslendiği için” bize göre zararlı ve kötüdür. (İyilik adlı güç/odak ise “vererek beslenen/güçlenen/var olan” yapıdadır. İşin kötüsü dünya üzerindeki neredeyse tüm canlılar alarak beslenir.)

İnsan ise iyi doğar. İlla şeytanı yoktur. Davet edebilir ama.

“Familiar” kavramı anaerkil ezoterizm ve özellikle de witchcraft çıkışlıdır. (Anaerkil ezoterizmin sadece witchcraft olmadığının altını çizeyim.) “Savasçi kahramanlar” kavramı ise anaerkil okültizm ve kültüre terstir, bu yüzden bu gibi kimlikler gerçek anlamı ile familiar sahibi olamazlar. (Savaşan varlık, -nitelikli olduğu düşünülen bir kavram olan- “kahraman” sayılamaz. Zorluklar karşısında direnmek ve yapılması gerekeni yapmak ile ataerkil kültürde “savaşçılık” şeklinde “yaldızlanan” kavram farklı şeylerdir. Gerçek kahraman, kendinin önüne geçmeye çalışan ve olabildiğince az savaşan kimliktir.)

Familiar, pozitif beyin vibrasyonları ile doğal/saf/gerçek/içgüdüsel olan bir frekans ile kontak noktasıdır. İkinci saydığım vibrasyon en çok hayvanlarda bulunur. Bu kontak insani beyin enerjilerini temizler, pozitive eder.

Düzelmiş, saflaşmış vibrasyon ise majideki başarının en önemli yaratıcısıdır. Kötü insanlar “büyücü” değil, “kötülük var etmeye çalışarak başına bela açıcı” olabilirler. Yaptıkları birkaç iş sonuç verecek olsa bile (ki, zordur) geri yansıması katlanarak gelir, kısa sürede kötü biçimde yok olur giderler. Kalp ne kadar temiz (bizler “temiz” sözcüğünü “doğal, rahat ve korkusuz” olarak niteleriz) olursa, majikal başarı o kadar fazla olur. Familiar da bir çeşit “temizleyicidir”. Adept’in yanında rahatsızsa belli ederek adepte yön de verir.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Makaleler    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -