722 EĞİTİMLERİ

Temel Maji   |   Manyetik Maji

Pozitif Enerji

SİTEYE ÜYE OLUN
ÜYE GİRİŞİ

EVREN BİR İLLÜZYON MUDUR?

4. Bölüm: EVREN (GERÇEKLİK) BİR BİLGİSAYAR SİMÜLASYONUDUR

Yazı:

<< Önceki Bölüm

Bazı bilim adamlarının öne sürdüğü gibi sadece çok gelişmiş bir bilgisayarın kodları sayılabilir miyiz? Gerçeklik sandığımız her şey bir simülasyondan ibaret olabilir mi?

Bu irkiltici konu kanımca en başarılı biçimde 1999 yapımı The Thirteenth Floor adlı kült filmde işlenmiştir. Filmin konusu, bir bilim adamının insanların ve tüm hayatın sanal olduğunu anlaması çerçevesinde gelişen olaylar hakkındadır. Film, çoğu izleyicinin sandığı gibi gerçek dışı bir Hollywood kurgubilim yapımı değildir. Senaryo, bilim dünyasında yaygın şekilde tartışılan bir teori üzerine bina edilmiştir.

Aynı kuşku, belki de Matrix I ile daha da çarpıcı şekilde işlenmiştir.

Söz etiğimiz düşünce ise ilk olarak Oxfort Üniversitesinden İsveçli felsefeci Nick Bostrom tarafından "Are You Living In a Simulation?" adlı raporla ortaya atılmıştır. (Ayrca bkz. The Simulation Argument: Why the Probability that You Are Living in a Matrix is Quite High - Bostrom.)

Ancak bu düşünce bilimsel bir teori olarak NASA bilim adamı ve “Centre for Evolutionary Computation and Automated Design” bölümü başkanı Rich Terrile ve çalışma arkadaşları tarafından yaratılmıştır. Terrile, özellikle mütedeyyin kişileri rahatsız edecek bir soruyu tartışmaya açar:

“Yaratıcımız, ilahi güçlere sahip bir süper bilgisayar kullanıcısı mı?”

Terrile ve ekibinin iddiasına göre hepimiz bir bilgisayar simülasyonunun kimlikleri olabiliriz.

Söz konusu varsayımı basite indirgeyerek şöyle açıklamaya çalışayım: İçinde yaşadığımız ve beş duyumuzla algıladığımız dünyanın kesin ve gerçek olduğunu biliriz... daha doğrusu buna inanırız. Oysa atom altı parçacıklar (bölünemez sanılan atomu meydana getiren, ondan milyarlarca daha küçük parçacıklar) ölçme işlemine tabi tutulduklarında sabit görünmelerine/olmalarına rağmen, ölçüm altına alınmadıklarında (yani kimse onlara bakmaz ya da incelemezken) dağılmaktadırlar... gerçekliklerini kaybetmektedirler!

Bu sözleri daha da yalın şekilde dile getirelim: Atom altı parçacıklar baktığımızda birer parçacık olsalar da (onları katı maddeler halinde görsek de), bakmadığımızda fiziksel formları yoktur. Bu bilimsel gerçek ise evrende “fani” (tam/kesin/katı) bir formun bulunmaması, gerçek sandığımız şeylerin ancak biz baktığımız anda gerçek olması anlamındadır! Terrile buradan yola çıkmakta ve teorisini şöyle açıklamaktadır: “Play Station 3’de, de aynı mantık var. Örneğin Simms City adlı ünlü bilgisayar oyununu ele alalım. Bu devasa şehri istediğim her köşesine bakarak dolaşabilirim; çünkü oynadığım oyun, ben bakarken görmek istediğim bölgeyi bana gösteriyor. Başka bir bölgeye bakmak istediğim anda ise bana o bölgeyi yaratıp gösteriyor. Evren de aynen bu şekilde hareket ediyor: O da sadece baktığında görmek istediğin şeyi gösteren bir yapıda.”

Terrile’nin teorisini kanıtlama anlamında kullandığı diğer önemli argümanı bilgisayar simülasyonlarının pixel’den oluşması durumudur: “Bir bilgisayar simülasyonunda olup olmadığımızı anlamanın çok kesin bir yolu vardır; bu da görüntüye yakınlaşmaktır. Görüntü ne kadar gerçekçi olursa olsun, yeteri kadar yaklaşırsanız piksellere ayrılır. İçinde bulunduğumuz dünyada bunun olmadığını düşünebilirsiniz, fakat yanılırsınız. Maddenin temeli bölünemez atomdan milyarlarca kez daha küçük atom altı parçacıklardan oluşmakta ise bunlara pekala bizi meydana getiren pixeller diyebiliriz!” Özetle teori şudur: Dünyamız piksellerden oluşur ve kesin bir forma sadece gözlemlendiğinde girer... ki, bu durum bilgisayar simülasyonlarının davranış biçimiyle tamamen aynıdır!

Bostrom’un, bu simülasyonun kimler tarafından yapıldığı hakkında da bir teorisi vardır... ve bu teori Rich Terrile tarafından da onay görmektedir. Bostrom’a göre tanrı, ya da kozmik bilgisayarcı, tanrısal güce yakın bir güce erişen "gelecekteki biz"lerdir. Bu hem biz, hem de biz olmayan varlıklar öncel halleri hakkında bilgi edinmek adına atalarının yaşam biçimine uygun bir digital dünya yaratmışlar, böylece ilksel hallerini incelemektedirler!

Bu -pek çok kişinin kuşku ile karşılayacağı- yaklaşım günümüz bilim adamları tarafından da aynen uygulanmakta olan bir işlemdir! Birçok bilimsel merkezde evrenin oluşumu ve Big Bang hakkında bilgi sahibi olmak adına süper bilgisayarlarla simülasyonlar oluşturulmaktadır. Örneğin Meksika asıllı İngiliz bilim adamı Carlos Frenk son derece karmaşık bir bilgisayar simülasyonu ile evreni taklit eden bilim insanlarının bir örneğidir. Hepsi bir arada çalışan 1300 bilgisayardan oluşan “Kozmoloji Makinesi” ile boşlukta gezinen dev bir gaz bulutundan başlayarak evreni -bir simülasyon şeklinde- yaratan bu bilim adamının amacı nereden geldiğimizi öğrenmektir!

Eğer söz konusu teori gerçek ise, olaya “gözlem altındaki sanal karakterler olmak” açısından mı bakmak gerek? Yoksa, “orijinal halimizin gelecekte tanrılaşmış varlıklar olduğu” açısından mı?

Bostrom bunu durumu “içinde hapsolduğumuz digital tutsaklık” olarak ifade etse de, Terrile’ye göre asıl “ruhaniyet” tam da bu oluşumda...

Taşlaşmış kalıplara ilk kez Galile dokundu… onu Newton izledi. Einstein, Newton’un aslında hiçbir şey anlamadan doğru denklem yazdığını, ama gerçeği göremediği için evreni kısıtladığını ortaya çıkarttı. Ardından Bohm geldi, Einstein’ı tutucu ve inatçı bilim adamına çevirdi.

Acabe Terrile ile öncekilerden çok daha dramatik bir devrimin eşiğinde olabilir miyiz?

"Gerçekten bir versiyonunda yaşadığımız ortaya çıkarsa, ne olmuş yani? Belki bir simülasyon içindeyiz, belki de değiliz, ama öyleysek, hey, o kadar da kötü değil." David Chalmers1

"Tavsiyem dışarı çıkıp gerçekten ilginç şeyler yapmak… Yapalım ki, simülatörler bizi kapatmasın." Max Tegmark2

(Bu konu ile ilgili verdiğim bir yanıtı okumak için tıklayın!)



DİP NOTLAR

Avustralyalı filozof. Ünlü Hard Problem sözcüğünün isim babası.

İsveç kökenli Amerikalı kozmolog.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -