722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

ÇEŞİTLİ İNANÇLAR

SORULAR ANA SAYFA | TÜM ÇEŞİTLİ İNANÇLAR SORULARI

Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Çeşitli İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

SON EKLENEN SORU        |        TÜM SORULAR        |        JANUS'A SORUNUZU İLETİN!        |        ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

6 Temmuz 2020
iblis ile bizzat görüstügünüz oldu mu ?

Bir majisyen olarak Allah'a isyan eden büyük iblis ile bizzat görüstügünüz oldu mu ?

YANIT

“Büyük İblis” sözcüğünü kullanmanız bana satanist olabileceğinizi düşündürüyor. Umarım yanıtımda yansıtacağım düşünceler sizi üzmez.

İlk olarak küçük bir eleştiri yapayım: Majisyenlerin satanik enerjilere yakın olacağı düşüncesi Kabalist (ataerkil) çıkışlıdır. Maji, belli aracıları kullanma yönetemidir ve adı geçen aracıları içki ya da taşıt araçlarına benzetebiliriz. Arabanızla sürat yaparak, ya da kapasitenizden fazla alkol alarak insanların canını sıkabilirsiniz. Ya da rahat ve konforlu bir ulaşım aracına, şen dost meclislerine sahip olabilirsiniz. Aracılar (araçlar) tarafsızdır; onları yönlendiren kullanıcılardır. Ayrıca maji, sanılanın aksine, negatif alanlarda EN AZ kullanılabilecek bir aracıdır; çünkü negatif emellerle yapılan maji ile davet edilen NE, beslenmek adına ilk olarak en yakınındakinin, kendini davet eden majisyenin alanına darbe atacak, onun isteklerinin yerine gelMEMESİNE neden olacaktır.

Asıl soruya gelelim: Yaratıcıya isyan eden -çıkışı Tevrat öyküsü olan- bir İblis var mıdır? Kim bilir? Bizler “vardır”, ya da “yoktur” hakkındaki tartışmaların uzağında durarak, kendi yorumumuza odaklanmayı yeğleriz. Bizlere göre Şeytan, ya da İblis, sadece kuantum uzayında yer alan, bölünme (Big Bang) ile ortaya çıkmış, henüz keşfedilmemiş bir bozondur (ya da parçacıktır). Eğer teorilerimiz doğru ise ve böylesi bir bozon varsa, onun bir kuvveti ve de bir alanı var demektir. İşte Şeytan, ya da İblis budur.

Diğer yandan sizin -isyan- hakkındaki sözlerinize paralel görüşlerimiz de vardır ve bunların çıkışı İlk Çağ’a ait -neredeyse- bütün mitolojilerdir. Bunların bir çoğunda ex nihlo bir yaratıcıya baş kaldıran bir alt tanrıdan söz edilir. Bu alt tanrı, öncel yaratıcıya (gerçek yaratıcıya) saldırır, onu yener, evreni böler ve kendi egemenliğini ilan eder. O günden sonra evren onun ve gerçek yaratıcının çarpışma ortamıdır.

Asıl sorun ise bundan sonra başlar: Acaba yaratıcı kimdir?

Bu soruyu garip bulanlar için açayım: Şeytan’ın insanlara eziyet eden bir güç olduğu bilinir. Oysa Tevrat’ta ve İncil’de (özellikle Vahiy bölümünde anlatılan son savaşta) insanlara inanılmaz acıları çektirenler hep Yahveh ve kutsal meleklerdir.

Ülkemizdeki çağdaş satanistlerin genelinin (gerçekten bu gruplarla ilgim hiç yok, sadece yardımcılarımın arada rastladıkları Youtube linklerinden söz etmelerinden duyduğum ve ben satanistken, 30+ sene önce bildiğim kadarı ile) insanlara acı vermek, böylece enerji çalmak, baskıcı kurallar koymak, uymayana eziyet etmek gibi bir hedefleri hiç yoktur. Sözlerimi şöyle netleştireyim: Benim ait olduğum yurt dışı kaynaklı gruptakine benzer, kötülük yapmak -zarar vermek- benzeri eylemleri olanları ne tanıdım, ne de duydum. Birkaç dengesiz, bilgisiz kişinin hayvanlara zarar verdiği konusu benim de kulağıma geldi. Ancak otuz yıl önce ülkemde tanıdığım satanistlerin istisnasız TÜMÜ hayvanseverdi; hatta günümüzde hala popüler olan ancak bu yaşamda bulunmayan bir tanesinin, petinin ölümü konusu ne zaman açılsa -sert karakterine rağmen- gözleri dolardı.

Yani batıdaki tehlikeli bir grubu işin dışında bırakırsak, Şeytan kimdir?

  • Kendini, kutsal kitabında "kıskancım, intikamcıyım, yok ederim, acı çektiririm" şeklinde tanıtan bir tanrı mı?
  • “İrademi uygularım, yolumda olanların zarar görmesi onların suçudur” diyenler mi? (Sözler Crowley’e aittir. Crowley’in yaklaşımı bize bütünü ile terstir; çünkü uzlaşmacı değildir.)
  • Tevrat ve İncil'de iddia edildiği gibi İlk Çağ bereket kültleri tanrıları mı?
Tevrat ve İncil’de Şeytan olarak eski (yıkıcı hiç bir miti bulunmayan, çoğu mısır, buğday, balık, balıkçılık vb. tanrıları olan, ama tapımlarında seks ve içki yer alan) ilahlar gösterilir. Tevrat'da bunlar adları ile (örneğin Astarte, satir vb.) lanetlenir. Hıristiyanlık "Büyük Şeytan"ı öncel pagan uygarlıkların tanrılarıdır. Örneğin korkunç lanetlerle yıkılan Şeytan’ın kentinin adı apaçık Babil’dir. Dünyanın sonunu getirecek dört kimlik arasındaki yegane kadın olan Fahişe’nin adı Babil Fahişesidir. Babil Fahişesi ise Yakın Doğu’da Babil dahil uygar krallıkların tanrıçaları olan İnanna, İştar, Astarte benzeri aşk ilahelerdir. "Fahişe" sözcüğü ile anılma nedenleri kültlerinde kutsal fahişelerin olmalarıdır. İncil'de, daha bi' büyük şeytan olan "Ejder", yılan şeklinde betimlenen insan dostu, eski bir bereket ilahıdır. (Günümüzde eczacılık ve tababetin sembollerinde yılan olma nedeni budur.) Bizler bunlara saygı duyuyorsak, bizlerin de bir çeşit satanist olduğumuz söylenebilir; oysa hayat görüşümüzün temeli zarar vermemeyi geçin, diğerlerinin alanına dokunmamaya dayalıdır.

Bu beyin fırtınasından sonra sizin hangi İblis’ten söz ettiğinizi bilemediğim için onunla görüşüp görüşmediğimi söyleyemeyeceğim; ancak genelde pagan olarak adlandırılan (oysa hedefleri Müslümanlığı gizli güzellikleri ile bütünü ile paralel olan) vibrasyonlarla tüm gün kontak halindeyiz. Örneğin bir bebeğimin olacağı (köpeğimin olacağı :) ), salgının geleceği, hz. Muhammet’in iyiliği, yaptığım hatalar (ki, hayli bol:) ) vb. konularında sürekli bilgi ve uyarılar alacak kadar yakınız.

Bu yüzden İblis ile görüşüp görüşmediğimiz konusunda siz karar vermelisiniz. :)

Şimdi de size büyükbaba öğüdü vereyim (korkarım ki artık pek çok kişinin büyük babası olacak yaştayım):

“Büyük İblis” benzeri lider modellere saygı duyabiliyorsanız; ona-buna “isyan eden” kimlikleri güçlü, en azından çekici buluyorsanız; haksızlık olarak bir dolu şey görüyor ve bunlara öfke duyuyorsanız, birkaç yıl içinde “yaşamın ne zorlu ve kötü bir yer” olduğunu savunanlarla birlikte yaşamaya koyulacağınız kesindir. Öfkede gizli bir zevk vardır, bilmez değilim. Ancak atlanan nokta, kişinin bu cılız zevk ile yanı başında sürmekte olan şöleni kaçırıyor olmasıdır.

O şölenin görülememe, görülse bile önemsenmeme nedeni, o şölende olup bitenleri gizleyen ataerkidir. Ataerki şöleni “iyilik” adı altında donuk, yaşam alevinden uzak, heyecansız ve statü (hatta hiyerarşi) ile ilgili bir şekilde sunar. İçerikte bol bol “saygınlık” diye bir “şey” vardır; ama bu saygınlık durumu, özellikle ateşi harıl-harıl yanan gençlere değil çekici, itici gelir. Bu “şey”i -çevresince beynine yüklenen korkutmacalar nedeni ile- “sürünerek” üstlenmeye uğraşır. Ama asıl planı bir fırsat yakalayınca pabucunu bırakıp kaçmaktır.

Oysa iyilik, iyilik diye yutturulmaya çalışanlar değil; o şölendir!

O içeriği bilinmeyen, katılınamayan şölende (gerçek iyilikte), herkesin en çılgınca düşleri bulunmaktadır. Orada başarı vardır, seks vardır, eğlence vardır, coşku vardır, zevk vardır, doyum vardır; hatta mutluluk ve dinginlik bile vardır.

Ancak o şölene davet edilmenin bir kuralı da vardır: O da erdemdir!

Öfkelenmemek, liderlere bıyık altından gülüp “bysss” çekmek ve onları yakın çevreye almamak, tüm canlı ve cansızlar arasında eşitlik, kaynaşma, uzlaşma, keyif sağlamaya çabalamak, diğerlerine yardımcı olmayı ilke edinmek, hatalara hoşgörülü olmak ve bunları ciddi rahatsızlıklar verene dek anlayışla görmezden gelmek, canlıların sıkıntılarını gidermekten gerçek bir doyum almak gibi nitelik ve davranışlar sonucu bir gün kişi bakar ki şölene “with compliments” diye varaklı davetiye almamış olsa da, şölenin parçasıdır.

O partiye bir adım atan, o güne dek öfke içinde -adaletmiş, eşitlikmiş, başkaldırıymış, direnmekmiş, devirmekmiş- gibi şeylere vakit harcadığına nasıl da hayıflanır. Adalet, eşitlik gibi kutsal kavramlar kavga ederek değil, beyinde PE var ederek KENDİ KENDİNE yaratılır… çünkü bu durum, her işin yolunda gittiği bir evrenin KİŞİ TARAFINDAN, benzer dalgaboyları ile etkileşime girerek yaratılması anlamındadır.

Bizim görüştüğümüz Şeytanlar bizlere bunlar öğrettiler. ;-) E, valla iyi de oldu, itirazımız yok. Bendeniz nalet kimliğim nedeni ile kendimi şahane şölenlere henüz davet ettiremiyorum; ama öğrendiklerimle eskisine oranla misli ile keyifli, şen, rahat, dolu dolu (kendi istediğim dolulukta ve birazcık azgınca :D) yaşadığımı rahatça söyleyebilirim.

Dileyen büyük kimliklerle birlikte isyanlar içinde yaşar; isteyen diğerleri ile kol kola, "büyük bir şey" olmadan, büyük şeylerin olmadığı bir alemde, zevk-ü sefa içinde… Bu sözlerimde en küçük bir küçümseme yoktur. İnsanlar rahat bırakılırlarsa ne yapacaklarını bilirler. Vurgulamak istediğim tek nokta seçimin biraz sağa sola dikkatler bakarak yapılmasıdır. "Boşuna isyanlar"ın anlamının, buruna dayanana inanmış olmak (sunulan hapı yutmak) anlamına gelebileceği unutulmamalıdır.

Sözlerimi farklı şekilde dile getireyim: Didişmelerle kotarılan romantik idealler (izmler) oyalayıcıdır. Onların dünyasında yaşamaya karar vermenin de -kişi istekli ise- bir yanlışı yoktur. Yanlış; bu bakış açılarının “elde etmeye” yoğun şekilde odaklı kişilerin ayağına bağ olmalarıdır. Elde etmeye odaklı kişiler ise harita olarak iki bin yıllık köhnemiş sözler yerine, insanlık tarihinde ilk kez ortaya çıkartılan "mucizelerden" söz eden bilimsel verileri kullanırlarsa emellerine sorunsuz ve ivedilikle ulaşabileceklerini kavramalıdırlar.

Okültün artık bilim olduğunu görüp, bu alanı "şeytancılıktan" arındıran okültistler -bence- bilim adamlarına üstünlüklerinden rahatça söz edecek olaylara imza atacaklardır. ;-)


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -